Çok komik günler geçiriyoruz…

Öyle böyle değil. Bazen siyasete bakıyorum da, “Bunu bir mizah yazarı yazsa, fazla abartmış derler” diye düşünüyorum. Oysa kimse yazmıyor. Siyaset kendi kendine yazıyor, kendi kendine oynuyor, biz de seyrediyoruz…

Malumunuz… CHP’nin kuruluşunun 103. Yılıydı 9 Eylül…

CHP’nin bir mensubu olan Mansur Yavaş, partisinin kuruluş etkinliklerinden birine bile katılmıyor. Sonra Cumhurbaşkanı ile bir fotoğraf paylaşıyor aynı gün…

Ve ortalık bir anda yangın yerine dönüyor…

Buraya kadar siyasette her şey olabilir, diyebilirsiniz…

Asıl komedi bundan sonra başlıyor…

Bir başka partinin lidderi Özgür Özelel çıkıyor ve diyor ki:

“Bizim haberimiz vardı. Bizim onayımızla görüşme gerçekleşti.”

Şimdi insan ister istemez soruyor:

Bir dakika!

Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı ile görüşmek için bir başka Genel Başkanı’ndan mı izin aldı? Bu durum yenilir yutulur bir şey değil… Günlük hayatın akışına da…

Yoksa biz siyasette yeni bir yönetim biçimine mi geçtik de haberimiz yok?

Özgür Özel’de Cumhurbaşkanı ile görüşmek için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “olur” demesiyle görüşsün… Hatta bu konuyla ilgili kiralık partiler bile tutulmalı… “İsteyen her kese izin alınır, onay alınır…” şeklinde… Siyaset ve hayat…

Malum olarak bu yazı giderek bir güldürü yazısına eviriliyor; o zaman da şöyle sürdüreyim: Bundan sonra belediye başkanları genel başkanlarından, milletvekilleri grup başkanvekillerinden, il başkanları genel merkezden, muhtarlar da belediye başkanlarından izin alarak mı görüşecek?

İnsan gülmeden de edemiyor…

Fakat mesele şu:

Bu onay, CHP'den gelmiyor!

Onay veren, başka bir partinin genel başkanı!

Şimdi gel de bu siyasetin içinden çık!

Yani bir CHP'li, başka bir partinin genel başkanıyla görüşebilmek için farklı bir partinin Genel Başkanı'nın onayına ihtiyaç duyuyor…

Allah aşkına…

Bunun adı siyaset mi?

Yoksa yeni bir “paralel onay sistemi” mi?

Şöyle düşünün:

“Cumhurbaşkanı ile görüşebilir miyim?”

“Tabii…” “Kimden izin alacağım?” “Önce kendi genel başkanından…” “Sonra?”

“Sonra başka partinin genel başkanından!”

İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:

Kimin partisi kimin üzerinde?

Ya da daha doğrusu: Kim, kimin siyasi alanına ne kadar müdahil?

Bir siyasi partinin üyesinin, başka bir siyasi partinin lideriyle görüşmesi için kendi partisinden “onay” alması zaten başlı başına tartışılabilir.

Ama işin içine bir de başka partinin genel başkanı girince…

Ortaya siyasetin en güzel fıkralarından biri çıkıyor.

Üstelik fıkrayı biz yazmıyoruz; siyaset kendisi yazıyor!

Ben buna boşuna “Çelişkilerin Paralel Yansıması” demiyorum… Kafası farklı, gövdesi farklı, beyni farklı, fikri farklı, ayakları farklı farklı partilerde olunca ne oluyor: HAYALLER HOLLYVOOD, GERÇEKLER İSE SİYASİ MEFTA…

Çünkü burada yalnızca bir çelişki yok. Çelişkinin içinde başka bir çelişki daha var. Ve onun içinde de bir başka çelişki…

Sanki aynalarla dolu bir odadayız.

Bir aynaya bakıyorsunuz: CHP…

Ötekine bakıyorsunuz: Başka bir parti…

Bir başka aynaya bakıyorsunuz: Cumhurbaşkanı…

Sonra bütün aynalar birbirine karışıyor…

Ve insan ister istemez soruyor:

Sahne hazır. Oyuncular yerinde. Perde açılıyor. Bir tarafta “bizim haberimiz vardı” diyenler… Diğer tarafta “görüştüm” diyenler… Seyirciler de biziz. Bilet parasını da her seçimde ödüyoruz! Üstelik oyununuz hiç bitmiyor. Ve Her gün yeni bir perde mi açılacak?

Ve her perdenin sonunda aynı soru: Biz gerçekten siyaset mi izliyoruz, yoksa siyasetin kendi yazdığı bir güldürünün içinde mi yaşıyoruz?

Vesselam…