Ölüm bugün de gelebilir, yarın da…

Belki bir dostun dilinden, belki bir düşmanın elinden, belki kendiliğinden…

Herkes kendi sonuna yürür;

kimi uzun, kimi kısa bir yoldan.

Ama yolun uzunluğu değildir önemli olan…

O yoldan geçerken ardında bıraktığın izdir.

Bir gün daha yaşamak,

bazen kayıplarından kopardığın

küçük bir kazançtır.

Çünkü hayat,

göğse dolup boşalan havanın sayısı değildir. Takvimin yaprakları da değildir. Aylar, mevsimler, yıllar hiç değildir.

Kimi uzun yaşar,

kendi ömrüne bile değmeden geçer.

Kimi kısa bir zamana, asırları sığdırır.

Belki bu yüzden insan,

kalabalığın gürültüsünden çekilip

kendi sessizliğine dönmeli;

orada kendisiyle dürüstçe yüzleşmelidir.

Ne öğrendin?

Ne yaptın?

Ömrüne ne kattın?

Neyi değiştirdin?

Neyi keşfettin?

Kimin karanlığına

elinden bir ışık düştü?

Ömrün nice yürüyüştü?

Kendin için yaşarken kendine varabildin mi?

Yoksa başkalarının sınırlarında yavaş yavaş eksildin mi?

Bir dertlinin derdine derman olabildin mi?

Bir dostun yanında dağ gibi durabildim mi?

Bedeli ne olursa olsun, haksızlığın karşısına vicdanını koyabildin mi?

Çünkü insanın dünyadaki ağırlığı,

biriktirdikleriyle değil, dokunduğu hayatlarla ölçülür…

Sonra yüzünü yaşadığın toprağa dönersin.

Bu ülke senden ne aldı?

Sen ona ne bıraktın?

Bir tohum ekebildin mi?

Bir hayvanı sevebildin mi?

Yakınmak kolaydır. Kötüyü göstermek,

suçluyu bulmak, yükü başkasına yıkmak kolaydır…

Zor olan;

kendi payına düşen yükü çekmektir emekle!..

Bir kişinin öğrettiği tek bir doğru,

bir yurttaşın savunduğu tek bir adalet,

bir insanın terk etmediği tek bir vicdan…

Bazen bir toplumun geleceğine bırakılan en büyük mirastır.

İnsanlığın terazisi böyledir;

önce büyük sözleri değil,

küçük dokunuşları tartar.

Bir şeyi değiştirmek için

süper güçler gerekmez.

Bazen bir acıyı hafifletmek yeter.

Bir çocuğun içine bir parça umut bırakmak,

Kimsenin görmediği bir iyiliği

karşılık beklemeden yapmak yeter.

Çünkü insanlık, büyük cümlelerden önce gündelik hayatın anlamlı sözcüklerinde yaşar. İyilik, doğruluk, sevgi, emek!…

Bir gün ölüm gelir.

Geçmişi sormaz, makamı bilmez.

Şöhrete aldırmaz, servete eğilmez.

Kapıyı çaldığında herkes aynı sessizliğe gömülür.

Ve insan, geride bıraktığı hayatla

baş başa kalır.

İşte o zaman anlaşılır;

Ömür, yaşanan yılların toplamı değil;

geçen zamana yüklediğin anlam kadardır.

Belki ardında büyük bir eser yoktur.

Belki adın bir duvarda, bir kitapta yazılı değildir.

Ama;

Senden sonra biri

biraz daha iyi bir insansa…

Bir çocuk dünyaya

biraz daha merakla bakıyorsa…

Bir gönül, senin ardından

biraz daha umut taşıyorsa…

Bir haksızlık, senin sayende

bir an olsun tökezliyorsa…

Ömrün boşa gitmiş değildir.

Çünkü insan bu dünyaya

yalnızca yaşamak için gelmez.

Kendini kurmak, başkasına nefes olmak, kendinden sonrakilere aydınlık bir yol bırakmak için yaşar.

Ve sonunda geriye kalan soru, Kaç yıl yaşadığın değil;

Nasıl yaşadığındır…

Çünkü herkes ölür.

Ama herkes, yaşamaz!…

Mesele ölmek değil kardeş, mesele yaşayarak ölmektir!

Esenlikle kalınız!..