Hayatlarımızın belki de ilk duvarları perdelerdir…
Kapıları, pencereleri, duvarları yazdıktan sonra perdeleri yazmazsam olmayacaktı…
Duvardan duvara perdeler, uzun perdeler, kısa perdeler… İnce perdeler, kalın perdeler… Çiçekli perdeler, sade perdeler… Yağmurun da perdeleri vardır, rüzgârın da… Akşam olduğunda perdeler arasından yolculuk yaparız. Bir perde açılır, başka bir dünya görünür. Bir perde kapanır, dünya biraz daha uzaklaşır…
Çocukluğumun perdeleri vardı benim de…
Bizim evdeki perdeler lale resimleriyle doluydu. O zamanlar perdenin yalnızca pencereyi örtmek için kullanılan bir eşya olduğunu sanırdım. Akşam olunca kapanır, sabah olunca açılırdı. Hepsi buydu…
Sonradan öğrendim ki perde, yalnızca pencerenin önünde durmazmış. Hayatın her yerinde perdeler varmış...
Hem de ne perdeler… Tiyatronun perdeleri vardır mesela. O perde açıldığında yalnızca bir sahne görünmez. Başka bir dünyanın kapısı da açılır. İnsan, koltuğunda otururken kendi hayatından çıkar; başka insanların hayatlarına, başka zamanlara, başka acılara, başka sevinçlere doğru yolculuğa çıkar. O perdelerin kapılarını Anton Çehov’un “Üç Kızkardeş” oyunu ile açmıştım…
Tiyatro perdesi kapanınca oyun biter. Lakin insanın içinde başlayan oyun bazen hiç bitmez. Demek ki bazı perdeler gizlemek için değil, göstermek için vardır…
Bunu düşününce perdeye bakışım değişti. Hayal perdelerini öğrendim sonra…
İnsanın zihninde açılıp kapanan perdeler… Henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşebilecek hayatların perdeleri… Bir çocuğun önünde uzanan kocaman dünya gibi… Çocuk, daha perdeyi açmadan arkasında nelerin olduğunu merak eder. Hayal dediğimiz şey biraz da bu değil midir?
Perdeyi aralamak… Bilinmeyene bakmak… Merak etmek… Belki insanın gelişmesi de böyle başlar…
Ama insanın hayatında başka perdeler de vardır: Edep perdeleri…
Her gördüğünü söylememek, her düşündüğünü başkasının yüzüne savurmamak, her bildiğini üstünlük aracı yapmamak… İnsan olmanın bazı görünmez sınırları vardır. Bunların bir kısmını hukuk belirler, bir kısmını toplum, ama asıl olanı insanın kendi vicdanıdır. Edep biraz da insanın kendisine çektiği perdedir…
Ne var ki bu perde başkasını görmekten kaçmak için değil, kendini başkasının yerine koyabilmek için vardır… Diğer adı da Ar Perdesi olabilir mi?
Sonra müziğin perdeleri girdi hayatımıza… Gitarın, sazın, bağlamanın perdeleri…
İlginçtir; müzikte perde sesi engellemez. Tam tersine, sese yön verir. Parmak doğru perdeye bastığında başka bir ses çıkar. Bir başka perdeye geçtiğinizde başka bir dünya açılır. Demek ki her perde bir engel değildir. Bazı perdeler sesin yolunu bulmasına yardım eder.
Hayat da biraz böyle değil midir?
Bazen önümüze çıkan sınırlar bizi durdurmaz; bize yön verir. Bir çocuğa konulan makul bir sınır, onun dünyasını daraltmak yerine dünyayı anlamasına yardımcı olabilir. Her istediğini yapmak özgürlük değildir. Bazen sınırın olmadığı yerde özgürlük de anlamını kaybeder… Çünkü sınır yoksa yön de yoktur.
Sonra insanlığın büyük perdelerinden birini öğrendik: Demir Perde. Bu kez perde bir evin penceresinde değildi. Ülkelerin arasındaydı. İnsanların arasındaydı. Düşüncelerin arasındaydı. Ve dünyayı ikiye bölen bir siyasal ve ideolojik sınırın adı olmuştu Demir Perde…
Bir zamanlar evimizin penceresindeki incecik kumaş perde ile dünyanın ikiye ayrılmasını anlatan Demir Perde arasında ne büyük fark var gibi görünür. Birinde dışarıyı içeriden ayırırsınız. Diğerinde insanı insandan… Ülkeleri ülkelerden… Düşünceleri düşüncelerden…
Belki insanlık tarihi biraz da perdelerin tarihidir. Kimi zaman güvenlik için perde çekeriz. Kimi zaman mahremiyet için... Kimi zaman korkudan… Kimi zaman utanmaktan…
Kimi zaman da görmek istemediğimiz bir gerçekle karşılaşmamak için… İşte en tehlikeli perdeler burada başlar. Çünkü kumaştan yapılmış bir perdeyi açmak kolaydır.
Ama insanın zihnine çektiği perdeyi açmak o kadar kolay değildir…
İnsan bazen penceresine değil, zihnine perde çeker. Önyargının perdesi… Korkunun perdesi… Gururun perdesi… Cehaletin perdesi… İdeolojinin perdesi… Alışkanlıkların perdesi… Algıların perdesi…
İnsan bir kez kendi düşüncesinin arkasına perde çekti mi, karşısındaki insanı artık olduğu gibi görmez. Onu kendi perdesinin arkasından görür. Belki de bu yüzden insanlar birbirlerini anlamakta bu kadar zorlanırlar. Çünkü herkes kendi perdesinin arkasından bakmaktadır. Bir insanın acısına da perde çekebiliriz. Başkasının yoksulluğuna… Başkasının yalnızlığına… Başkasının çaresizliğine… Bir çocuğun gözyaşına… Bir hayvanın korkusuna… Bir ağacın susuzluğuna… Doğanın çığlığına…
Görmek istemediğimiz her şeyin üzerine bir perde çekmek mümkündür. Lakin perde gerçeği ortadan kaldırmaz. Sadece onu bizim gözümüzden saklar. İşte bunun için bazen perdeyi açmak gerekir. Pencerenin perdesini değil yalnızca… İçimizdeki perdeyi de…
Belki insanın olgunlaşması, hayatındaki perdeleri çoğaltmakla değil, hangilerini açıp hangilerini kapatacağını öğrenmekle ilgilidir. Her şeyi görmek zorunda değiliz. Her şeyi söylemek zorunda da değiliz. Her kapıyı açmak, her sırrı bilmek, her hayatın içine girmek zorunda değiliz. Ama başkasının insanlığını görmemek için perde çekmemeliyiz. Hatta çekememeliyiz…
Bir çocuğun dünyasına… Bir yaşlının yalnızlığına… Bir ağacın sessizliğine… Bir kuşun kanadına… Bir çiçeğin yarasına… Bir başka insanın acısına… Perde çekmemeliyiz. Hatta çekememeliyiz… Çünkü hayat, perdelerin arkasında kalanlardan ibaret değildir. Perdenin kendisi de hayatın bir parçasıdır…
Sabah olur. Perdeler açılır. Güneş içeri girer. Akşam olur. Perdeler yeniden kapanır…
Biz yine o iki hareketin arasında yaşarız: Açmak ve kapatmak… Görmek ve saklamak… Yaklaşmak ve uzaklaşmak… Bilmek ve bilmemek…
Belki de hayat dediğimiz şey, bütün bu karşıtlıkların arasında kendimize doğru çektiğimiz ve sonra yeniden araladığımız perdelerden oluşur.
Çocukluğumun lale desenli perdelerini düşünüyorum bazen…
O perdelerin arkasında nasıl büyük bir dünya olduğunu bilmiyordum…
Sonra büyüdüm. Perdelerin yalnızca evlerde olmadığını öğrendim. İnsanların da perdeleri vardı. Şehirlerin de… Ülkelerin de… Tarihlerin de…
Ve insanın kendi içinde, kendisinin bile farkında olmadığı perdeler vardı…
Belki de hayat boyunca yapmamız gereken en önemli şeylerden biri, hangi perdenin arkasında olduğumuzu ve hangi perdeyi neden kapattığımızı fark etmek.
Çünkü bazı perdeler bizi korurdu. Bazıları bizi saklardı. Bazıları bizi sınırlardı. Bazıları ise dünyayı görmemizi engellerdi…
Ve galiba insanın asıl özgürlüğü, bütün perdeleri kaldırmakta değil; doğru zamanda doğru perdeyi açabilmektedir. Çünkü perde kapanırdı… Hayat bitmezdi... Perde açılırdı…
Dünya yeniden başlardı…
Vesselam…