Tam da KUTSO seçimleri var iken bu konuyu yazmaya devam edeceğim… İlk yazımı böyle bitirmiştim… Konuya yaklaşımımı aktarmaya devam ediyorum…

Evet, tam da Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası, yani KUTSO seçimlerinin gündemde olduğu bir dönemde yazılıyor bu satırlar… Atanmışlar ve seçilmişler belki daha farklı bir bakış açısı geliştirir umudu ve düşüncesiyle…

Çünkü ticaret ve sanayi odaları yalnızca bugünün ticari ilişkilerini düzenleyen kurumlar değildir. Kentin ekonomik geleceği üzerine düşünmek, yeni gelişme alanları yaratmak, yerel değerleri görünür kılmak ve uzun vadeli bir bakış açısı geliştirmek de bu kurumların tartışma alanında olmalıdır…

Adayların projelerini, vaatlerini, ticaret ve sanayiye ilişkin önerilerini elbette değerlendireceğiz. Ancak bir soru da burada karşımıza çıkıyor: Kumluca’nın binlerce yıllık tarihini geleceğin ekonomik ve kültürel zenginliğine dönüştürmek, adayların gündeminde nerede duruyor?

Likya uygarlığı, antik kentler, Opramoas, Rhodiapolis, İdebessos, Gagai, Olympos, Gelidonya, Melanippe ve Adrasan açıklarındaki batık… Bu kentlerin tümü bir avuç içinde bizlere bakıyor…

Bunlar Kumluca’nın yalnızca geçmişi değil, doğru değerlendirildiğinde geleceğine de katkı sunabilecek değerleridir… Nitelik kazandıran her bir konu aynı zamanda kentin nitelikli insan potansiyeline de katkıyar koyar… Lokantaları, acenteleri, insan ilişkileri, ticareti, çevreye bakış acısı daha farklı bir zemine taşınır. Böylelikle de kültürel, sanatsal yaratılar daha da elle tutulur gözle görülür hale gelir…

Adayların bu konulardaki düşüncelerini, somut önerilerini, ilgili kurumlarla nasıl bir iş birliği öngördüklerini duymak istiyoruz…

Bir arkeoloji müzesi için girişimde bulunacaklar mı?

Antik kentlerin bilimsel araştırmalarına ve tanıtımına nasıl katkı sağlayacaklar?

Kültürel mirası tarım, eğitim, Yeme- İçme kültürü ve turizmle ilişkilendiren projeler geliştirecekler mi?

Yoksa her yıl yapılan ve adına “festival” dedikleri noktada: Kadınların hamallığını seyredip bol kahkahayla gülecekler mi? Ya da seçimler yapılacak, koltuklar el değiştirecek ve bu meseleler yine unutulup gidecek mi? Ya da “Acı biber yeme yarışması” diye insanlara acı biber mi sunulacak?

Bu sorular herhangi bir adayı peşinen suçlamak için değil, Kumluca’nın geleceğine ilişkin tartışmayı genişletmek için soruluyor…

Çünkü kentlerin geleceği yalnızca yollarla, binalarla, ticari hacimle ölçülmüyor. Bir kentin kendisini nasıl tanıdığı, geçmişini nasıl koruduğu ve sahip olduğu değerleri nasıl değerlendirdiği de gelişmişliğin önemli göstergelerindendir…

Daha önceki bir yazımda da “KUMLUCA BİR DENİZ KENTİ Mİ?” diye sormuş, bazı belgeler ve değerlendirmeler ışığında bu soruyu tartışmaya açmıştım. İlgililer o yazıya yeniden ulaşabilir, söylediklerimizi orada ortaya koyduğumuz veriler üzerinden değerlendirebilirler…

Şimdi aynı soruyu biraz daha genişletelim mi?

Kumluca, denize kıyısı olan bir tarım ilçesi olmanın ötesinde, denizle tarihsel bağını ne ölçüde tanıyor? Kaç tane Deniz Ürünleri Lokantası var… Deniz edebiyatımıza ve kültürümüze nasıl yansıyor? Binlerce yıl öncesinin antik kıyı kentlerinin nasıl bir öykü durağındayız? Antik kentlerin kıyılarında, Akdeniz’in derinliklerinde yatan geçmişle bugünün Kumluca’sı arasında nasıl bir ilişki kuruluyor? Deniz yalnızca yaz aylarında turistlerin yüzdüğü, kıyısında tesislerin yükseldiği bir ekonomik kaynak mıdır? Yoksa ticaretin, kültürün, tarihsel etkileşimin ve ortak belleğin taşıyıcısı mıdır?

Kumluca’nın geleceğini planlayanlar, bu soruları da yanıtlamak zorunda değil mi?

Diye soruyor ve yazıya devam edeceğimi bildiriyorum…

Vesselam…