Yeni bir kavram öğrendik: Fonzade!
Bir de bunun karşı tarafı var: Fonzede!
Eskiden zengin olanlara zengin derdik. Fakir olanlara da fakir… İşler değişti artık…
Şimdi parası olan parasını bir yerlere koyuyor: “Acaba benim param da çoğalır mı?” diye düşünüyor.
Sonra biri fonzade, diğeri fonzede oluyor…
Vesselam, memlekette yeni bir sınıf doğuyor: Fonzadeler!
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı fon ve borsa iddiaları da bu kelimeyi ister istemez gündemimize soktu.
Eski AK Parti Milletvekili ve gazeteci Şamil Tayyar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın hisse işlemlerine ilişkin iddiaların açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Tayyar'ın kamuoyuna yansıyan açıklamasında, çiftin 163 milyon 46 bin lira yatırıp beş ay sonra 2,17 milyar lira çektiği yönünde bir iddia dile getirdi.
İddialar doğruysa bunun açıklanması gerektiğini, doğru değilse de yalanlanıp hukuki yollara başvurulması gerektiğini söyledi…
Ardından Fatma Betül Sayan Kaya'nın siyasi görevlerinden istifa ettiği kamuoyuna yansıdı.
Elbette bunların tamamı soruşturmanın konusu: Gerçek nedir? Kim ne yaptı? Hangi para nereden geldi? Hangi fon ne kadar kazandırdı?
Bunları soruşturma ortaya çıkaracak. Lakin biz şimdilik işin başka tarafına bakalım.
Çünkü rakamlar büyüdükçe insanın aklı da ister istemez biraz mizaha kaçıyor… Bazılarının donu bazılarının fonu konuşuluyor bana da mizah üretmek kalıyor…
Mesela evde şöyle bir konuşma geçtiğini hayal edin:
— Hanım…
— Efendim?
— Ben bir şey keşfettim.
— Neymiş?
— Para!
— Onu ben de biliyorum.
— Hayır, öyle değil.
— Nasıl yani?
— Para, para kazandırıyormuş!
— Allah Allah! Yeni mi öğrendin?
— Evet.
— Nereden öğrendin?
— Fonlardan!
Sonra hesap makinesi çıkarılıyor. Bir rakam yazılıyor. Sonra bir rakam daha…
Sonra sıfırlar başlıyor. Bir sıfır… İki sıfır… Üç sıfır… Dört sıfır… Beş sıfır…
Derken hesap makinesi:
“Ben bu kadarını hesaplayamam.” deyip emekliye ayrılıyor…
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Paranın yüzü insanın yüzünü güldürür mü?
Güldürür tabii… Para sonuçta…
Ama asıl mesele şu: Kimin parasını güldürüyor?
İşte orası önemli… Çünkü aynı fonun içinde iki ayrı insan olabilir.
Birisi parasına para katarken öteki parasını arıyor olabilir. Öyle değil mi?
Biri: “Ne güzel, param büyüyor.” derken…
Diğeri: “Benim param nerede?” diye sorabilir.
İşte bu noktada karşımıza yeni bir vatandaş tipi çıkıyor: FONZEDE!
Fonzede aslında çok tanıdık biridir. Parası vardır…
Ama öyle milyarlarca lirası yoktur. Biriktirmiştir…
Çocukların okul masrafı için… Emeklilik için… Bir evin peşinatı için… “Biraz da param çalışsın” diye… Belki yıllarca dişinden tırnağından artırmıştır.
Sonra bir gün bir fon görür. Getirisi güzel görünmektedir. Reklamlar güzeldir. Rakamlar güzeldir… Grafikler daha da güzeldir.
İnsan bakınca kendi parasını da grafik üzerinde yukarı doğru giderken hayal eder. “Benimki de biraz büyüsün.”der mi, der…
Ve parasını teslim eder. Sonra bekler… Bir gün… İki gün… Bir ay… İki ay…
Derken telefon çalar.
Mesaj gelir.
Ekrana bakar.
Ve insanın bütün finansal hayalleri bir anda başka bir kelimeye dönüşür: Fonzede!
Fonzadenin derdi başkadır. Onun parası vardır. Ama yalnızca parası değil…
Bilgisi vardır. İmkânı vardır. Bağlantısı vardır. Bilgiye erken ulaşma ihtimali vardır.
Ve bazen paranın en büyük özelliği de budur: Para, yalnızca para değildir…
Aynı oyunun içinde herkes gerçekten aynı yerden mi başlıyor?
Birinin elinde 10 bin lira… Birinin elinde 10 milyon… Birinin elinde 100 milyon… Birinin elinde ise milyonların konuşulduğu başka bir dünya…
Sonra hepimize aynı cümle söyleniyor: “Yatırım yapın!”
İyi de…
Kim, neyi, ne kadar biliyor?
Kim, hangi riski göze alabiliyor?
Kim kaybettiğinde hayatına devam edebilir?
Kim kaybettiğinde çocuklarının okul parasını düşünmek zorunda kalır?
İşte fonzede ile fonzade arasındaki mesafe bazen tam da burada başlıyor…
Bir de işin güzel tarafı var. Eskiden çocuklara masal anlatırdık: “Bir varmış, bir yokmuş…” Şimdi finans dünyasında da başka bir masal anlatılıyor:
“Bir paran varmış, sonra iki olmuş…” Sonra, sonrası malum sonuç…
“Paranızı çekmek için müşteri hizmetlerimizi arayınız.”
Ve o sırada telefonda bekleme müziği çalmaya başlıyor. Fonzede'nin hayatındaki en uzun beste dinlendikçe dinleniliyor… “Lütfen hatta kalınız…”
İşin şakası bir yana… Fon, yatırım, borsa, faiz, hisse, kazanç… Bunların hepsi finans dünyasının araçları. Pardon kapitalizmin dolambaçlı yolları…
Ama para büyüdükçe sorumluluk da büyüyor…
Özellikle kamu görevi yapan insanların ekonomik işlemleri söz konusu olduğunda, toplumun sorduğu soruların açık ve anlaşılır biçimde cevaplanması önem taşıyor… Lakin gerçekten taşıyor mu?
Çünkü vatandaşın kafasında tek bir soru kalmamalı: “Ben paramı nereye koydum?”
Bir başka soru daha var: “Benim paramı kim yönetiyor?”
Ve “Aynı gemide miyiz?”
Çünkü bazıları kaptan köşkünde otururken, bazıları hâlâ can yeleği arıyorsa…
Orada yalnızca finans meselesi yoktur… Çok net bir biçimde servet aktarımı vardır…
Şimdi memleketin yeni sözlüğünü de hazırlayalım:
Zengin: Parasını büyüten…
Fakir: Parasını büyütemeyen…
Fonzade: Fon sayesinde serveti büyüyen…
Fonzede: Fon yüzünden parasını kaybeden…
Finans uzmanı: Hepsinin ne olduğunu anlatan…
Hesap makinesi: Büyük rakamları görünce emekliye ayrılan…
Vatandaş: Bütün bunları televizyondan seyredip: “Benim param ne olacak?” diye düşünen.
Ve devletin, siyasetin, finans dünyasının en önemli görevi de belki burada başlıyor: Vatandaşın kendisini fonzede gibi hissetmediği, parasının ve emeğinin güvende olduğuna inandığı bir düzen kurmak…
Fonzade çok konuşur, fonzede çok düşünür.
Biri: “Param nasıl çoğaldı?” diye…
Öteki: “Param nereye gitti?” diye…
Vesselam…