Sebze pazarına girdiğimizde ilk gördüğümüz şey renklerdir.

Kırmızı domatesler, yeşil biberler, mor patlıcanlar, sarı limonlar… Tezgâhlar adeta toprağın bereketini sergiler. Fakat biraz daha dikkatli baktığımızda yalnızca sebze ve meyve görmeyiz. Her ürünün üzerinde üreticinin emeği, tüketicinin alım gücü ve ekonominin bütün çelişkileri vardır.

Bir kilo domates, aslında yalnızca bir kilo domates değildir. Onun içinde tohum vardır, gübre vardır, mazot vardır, su vardır, işçilik vardır, elektrik vardır, ilaç vardır, nakliye vardır. Üreticinin tarlada geçirdiği günler ve geceler vardır. Ve bütün bunların sonunda tüketicinin karşısına bir fiyat etiketi çıkar.

Üretici “Ben bu fiyata nasıl üreteyim?” derken tüketici “Ben bu fiyata nasıl alayım?” diye soruyorsa ortada yalnızca bir fiyat problemi yoktur. Ortada sistemin ve insanların adalet problemi vardır.

Sebze pazarlarının önemli bir avantajı vardır. Marketlerden farklı olarak, üretici ve tüketiciyi etkileşimde tutar.

Tüketici ürünü görür, dokunur, sorar, pazarlık eder.

Yerel üretici ürününü doğrudan satma imkânı bulabilir.

Bu yönüyle pazar kültürü değerlidir.

Fakat pazarın geleneksel ve samimi görüntüsü, sistemin bütün sorunlarını ortadan kaldırmaz.

Bazı problemlerin de yaşandığı bir gerçektir. İlçemizdeki pazar yerindeki ürünlerin diğer bölgelere göre pahalı olduğu konusunda sürekli şikayetlenmeler duyuyoruz. Pazar fiyatı ile marke fiyatı aynıysa, burada bir sorun var demektir. Oysa bir çok ürün ilçemizde yetiştirilmektedir.

Tedarik ile ilgili zincirinin doğru ve dürüst ilkesi doğrultusunda

oluşturulması gereklidir.

Köylü pazarı dediğimiz bölümün yasal sınırlılıkları vardır. Bu sınırlara uyulup uyulmadığı konusu şüphelidir.

En iç acıtıcı durum; çalıntı ürünlerin bilinerek ya da bilinmeden bazı tezgahlara konulmasıdır. Bu konuda pazarcı esnaflarımızın daha duyarlı olmaları, aldıkları ürünlerin kaynağını araştırmaları önemlidir. Şüpheli durumlarda gerekli tavrı gösterebilmelidirler. Ucuza alıp, daha çok kazanma arzusunun sonucunda; birilerinin çalınan emeklerinde hırsızlığa ortaklık vardır.

Aynı ürün birkaç tezgâh arayla farklı fiyatlara satılılabilmektedir. Ürünün nereden geldiğinin her zaman açıkça bilinmemesi, üretici adına satış yapanla gerçekten üreticinin kendisinin ayırt edilememesi, hijyen ve tartı konusundaki sorunlar tüketicide güvensizlik yaratır.

Daha önemlisi, “üreticiden tüketiciye” sloganı her zaman gerçeği yansıtmayabilir.

Çünkü bir ürünün üzerinde “köy ürünü”, “yerli üretim” veya “üreticiden” yazması, onun gerçekten üreticiden geldiğinin kanıtı değildir.

Bu konuda denetim yetkisi olan kurumlar sorumluluklarını yerine getirmelidir.

Kurumların görevi pazarı ortadan kaldırmak değil; pazarın adil işlemesini sağlamaktır.

Bir başka sorun da israftır.

Pazarın sonunda çöpe atılan sebze ve meyvelere bakmak bile ekonomik sistemimiz hakkında çok şey anlatır.

Bir tarafta insanların filelerini doldurmakta zorlanırken diğer tarafta satılmadığı için çöpe giden tonlarca gıda bulunuyorsa burada yalnızca “israf” kelimesiyle geçiştirilemeyecek bir çelişki vardır.

Üretmek yetmez. Üretileni doğru dağıtmak gerekir.

Ekonominin başarısı yalnızca ne kadar ürettiğiyle değil, üretilenin toplumun hangi kesimine, hangi fiyatla ve ne ölçüde ulaştığıyla ölçülmelidir.

Bugün sebze pazarına giden tüketicinin temel beklentisi aslında çok basit; kaliteli ürün ve güvenilir ürün, makul fiyat ve kandırılmamak!…

Üreticinin beklentisi de aynı: Emeğinin karşılığını almak, maliyetlerini karşılayabilmek, ürettiği ürünü değerinde pazarlayabilmek…

O halde üretici ile tüketicinin çıkarları birbirine düşman değildir. İkisinin de ortak bir düşmanı vardır: Adaletsiz ve şeffaf olmayan piyasa düzeni.

Üretici tüketicinin karşısında değil, tüketiciyle aynı sistemin içindedir.

Biri kazanamazsa öteki de ucuz ürün bulamaz.

Biri kaybederken diğerinin uzun süre kazanması mümkün değildir.

Burada aracılık sistemini de doğru kurmak ve doğru değerlendirmek gerekir.

Her aracı gereksiz değildir. Ürünün toplanması, sınıflandırılması, depolanması, taşınması, pazarlanması gibi hizmetlerin de bir maliyeti vardır. Dolayısıyla her fiyat farkını “aracıların açgözlülüğü” ile açıklamak kolaycılıktır.

Fakat aracılık mekanizması şeffaf değilse sorun başlar.

Üreticinin aldığı fiyat ile tüketicinin ödediği fiyat arasındaki fark makul gerekçelerle açıklanamıyorsa, toplumun bu farkın nereye gittiğini bilmeye hakkı vardır.

Çünkü ekonomi güven meselesidir.

Güvenin olmadığı yerde en doğru fiyat bile şüpheli görünür.

Sebze pazarı aslında toplumun küçük bir modelidir.

Orada yalnızca domates ve biber satılmaz.

Emek satılır. Zaman satılır. Risk satılır.

Üreticinin alın teri ile tüketicinin cebindeki para karşı karşıya gelir. Ve o pazarda toplumun adalet duygusu da tartıya çıkar. Tartının bir kefesinde üreticinin emeği, diğer kefesinde tüketicinin satın alma gücü vardır.

Eğer sistem sürekli bir tarafı ezerek diğer tarafı ayakta tutmaya çalışıyorsa, o sistem sürdürülebilir değildir.

Çünkü adaletsiz ekonomi, sonunda hem üreticiyi hem tüketiciyi yoksullaştırır.

Üretici kazanamıyorsa yarının üretimi tehlikededir. Tüketici almakta zorlanıyorsa üreticinin ayakta kalması mümkün değildir.

Peki çözüm nedir?

İlçe merkezinin batı bölgesinde yeni bir pazar yeri ihtiyacı vardır. Hem insanlara yeni farklı bir alternatif olacak, hem cuma günleri kilitlenmeye başlayan şehir içi trafiğine bir nebze çözüm olacaktır.

Daha fazla pazar açmak tek başına çözüm değildir. Daha fazla denetim de tek başına çözüm değildir.

Çözüm; üreticinin kooperatifleşmesi, doğrudan satış kanallarının güçlendirilmesi, fiyatların daha şeffaf hale getirilmesi, ürünün kaynağının tüketici tarafından görülebilmesi, hijyen ve tartı denetimlerinin etkinleştirilmesi, gıda israfının azaltılması ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi birlikte düşünülmelidir.

En önemlisi de üreticinin ne kazanacağı ile tüketicinin ne ödeyeceği arasındaki ilişkinin anlaşılır hale gelmesidir.

Sebze pazarı ne yalnızca üreticinin emeğidir ne de yalnızca tüketicinin çilesi.

Her cuma yapılan pazar duası güzeldir. Ancak, asıl olan duaya el açtıktan sonra adalettir, vicdandır, helalinden kazanmaktır!

Bazen tezgahtaki bir kilogram domates, bir demet maydonoz vicdanın, adaletin, helalin ta kendisidir!..

Adalet; vicdanlarla sağlanamıyorsa, hukukla sağlanmalıdır!..

Esenlikle kalınız!…