Saygıdeğer Dostlar,
Bir süredir ara vermiş olduğum Batı Antalya gazetesindeki köşe yazılarıma yeniden başlıyorum. Dilimin döndüğünce düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Esenlikli güzel günlere!..
Su ısınır, buhar olup göğe yükselir. Gökte soğur, yoğunlaşır, yağmur olur yere düşer. Sıradan doğal bir döngü gibi görünse de öyle değildir aslında..
Su aynı su ama her turda başka yere düşer, başka toprağa karışır, başka yaşamlara can oluyor. Bazen bulut bazen yağmur bazen kar olur.
Yani döngü var ama değişim de var.
İnsanlar çoğu zaman “döngü” diye yaşadığını sanıyor ama bazen yaşanan kısır döngüdür.
Döngü, tekrar ederken dönüştürür.
Kısır döngü, tekrar ederken tüketir.
Sabah kalk, işe git, akşam dön, sosyal medyada oyalan, ye, iç, uyu…
Bu döngü değil, hamster çarkı gibidir. Koşu bandı gibidir. Saatlerce koşarsınız ama aynı yerde kalırsınız. Rutinler oluşur. Hep aynı pencere hep aynı manzara…
Gelişim rutini tümüyle yok etmek değildir. Rutini bilinçle kırmak, değişim oluşturabilmektir. Kurulmuş düzen içinde yaşamak daha risksizdir, rahat gibi görünür. Oysa rutini bozmak cesaret ister.
İnsan gelişmezse; Merakı körelir, sorgulama azalır, konfor alanı kutsallaşır, mevcudu koruma duygusu yerleşir. Kabullenir.
Bu da yaşayan bir beden içinde yavaş yavaş mumyalaşmak demektir.
İnsan biyolojik olarak döngüye,
ama bilinç olarak sıçramaya programlıdır. Bilinç, duyguyla oluşur, bilgiyle doğru davranışa dönüşür.
Gelişim şurada başlar:
Rahat eden değil, rahatsız olan büyür. Uyum sağlayan değil, soran ve arayan gelişir. Kabul eden değil, itiraz eden dönüştürür.
Rutin güven verir.Gelişim huzursuzluk yaratır.İnsan genelde güveni seçer, sonra da gelişemediği için hayatı suçlar.
Sistemler bireyleri döngüde tutmayı sever. Çünkü döngüde kalan insan kolay yönetilir.
Gelişen insan sorar, sorgular ve ister…
Su bile yer değiştirerek farklı yerlerde farklılıklar oluşturabiliyor. Hatta kar olarak, nem olarak, yağmur olarak ve çoğu zaman hayat olarak…
Su sadece yer değiştirmiyor… yapı değiştiriyor.
Sıvı, gaz, katı…
Ama özünü kaybetmiyor.
İnsan; çoğunlukla değiştirmeyi değil,
aynılıkta inatlaşmayı seçiyoruz.
Aynı düşünce kalıbı, aynı korkular, aynı davranışlar…
Su bulunduğu ortama göre davranır.
İnsan ise çoğu zaman ortamın tutsağı olur.
Oysa gelişim su gibi olmakla başlayacak belki:
Bazen yağmur gibi yumuşak ve serin olacaksın; bazen buz gibi soğuk ve net, bazen sel gibi yıkıcı, bazen buhar gibi görünmez ama hissedilen…
Tek bir halde kalmak, durağanlık demektir.
Durağanlık, çürümeyi hızlandırır.
Çürüme, insan olmanın gerekliliklerinin sonu olur.
Su hayata dönüşür.
İnsan ise bazen sadece hayatta kalmaya razı olur.
Aradaki fark kocaman:
Gelişen insan döngüyü kırar.
Gelişmeyen insan döngüye tapar.
Ne yazık ki çoğu insan akmıyor, birikiyor.
Biriken su bataklığa dönüşür!
Sonuç mu?
Sorunlar, şikayetler, içimize üğülmüş (yığılıp kalmış) mutsuzluklar!
İnsan akan su gibi olmalı!..
Esen kalın…