Bir kentin geleceğini görmek istiyorsan,
bütçesine değil;
sabah nerede kuyruk oluştuğuna bak.
Ekmek kuyruğu mu?
İş başvurusu mu?
Yoksa bir kütüphanenin önünde sessizce uzayan insanlar mı?
Kitap kuyrukları olan bir kentte kimse aç değildir belki,
ama asıl mesele bu değildir.
Asıl mesele, insanların yalnızca yaşamakla yetinmeyip
anlamak istemesidir…
Bu kentte kitap, süs eşyası değildir.
Raf doldurmaz; zihin açar.
Okumak bir ayrıcalık değil,
gündelik hayatın doğal bir parçasıdır.
Üniversiteler burada birer geçiş kapısıdır;
hayata aceleyle atılmanın değil,
hayatı anlamaya durmanın kapısı.
Diploma, sus payı değildir.
Bilgi, itaat üretmez…
Bilim evleri vardır bu kentin.
Çocuklar oralarda deney yapar, soru sorar, yanılır.
Yanılmanın ayıp sayılmadığı bir yerden
korku çıkmaz;
özgürlük çıkar…
Düşünme dersleri vardır. Hayat Bilgisi dersleri de…
Belki sırada Hayal Bilgileri vardır…
Ne düşüneceklerini değil,
nasıl düşüneceklerini öğrenir çocuklar…
Bu yüzden kimse tek bir fikre mahkûm edilmez.
Çünkü tek fikir, tek tiptir;
tek tiplik ise kentin düşmanıdır…
Bu kentte öğretmenlik,
müfredatı yetiştirme telaşı değildir.
Bir çocuğun gözündeki kıvılcımı fark edebilme sanatıdır.
O yüzden eğitim,
geleceğe yatırım değil;
bugüne saygıdır…
Kitap kuyrukları olan bir kentte
kimse kendini yarım hissetmez.
Çünkü bilgi, insanı küçültmez;
yerine yerleştirir…
Kütüphaneler sessizdir ama suskun değildir.
İçlerinde itiraz vardır, merak vardır,
başka hayatlara açılan pencereler vardır.
Bu yüzden o kentte
kimse her şeyi bildiğini sanmaz.
Kumluca hayalinde kitap,
bir aydınlanma aracı değil sadece;
bir ahlak biçimidir. Empati yapabilmektir…
Okuyan insan,
başkasının hayatına hoyrat davranmaz.
Sorgulayan insan,
kendine kahraman aramaz…
Kitap kuyrukları,
işsizliğin değil;
umursamanın göstergesidir…
Ve işte tam burada,
bu kentin adaleti görünür olur.
Çünkü adalet,
yalnızca mahkeme salonlarında değil;
zihinlerde başlar…
Ne dersiniz?
Vesselam…