Yer: Çıralı

Saat: 04.

Tarih: 6 Mayıs…

Çıralı’da bir gece sabaha yürürken, denizin kıyısında yükselen ateş yalnızca üç genç insanın anısını değil, bu toprakların yüzyıllardır taşıdığı bağımsızlık özlemini de aydınlatıyordu... Denizden gelen tuz kokusu, dağların sessizliği ve gökyüzünün sonsuz maviliği içinde bir kez daha anlaşılıyordu ki; sıradan bir günü sıra dışı yapıyor halkların vicdanına tatlı, tatlı olduğu kadar da bir görev esintisi bırakıyordu…

Sabahın dördünde darağacına götürülen üç genç… Üç Fidan…

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…
Onlar yalnızca üç insan değildi. Bir halkın bağımsız yaşama iradesi, eşitlik düşü ve özgürlük özlemi darağacına çıkarılmıştı o sabah… Ve Sabahın dördüydü…

Ama tarih defalarca göstermiştir ki; bedenler yok edilebilir, fikirler ise asla yok edilemezdi…

Çıralı’da yakılan ateşin etrafında toplanan insanlar bu yüzden yalnızca bir anma gerçekleştirmiyordu. Orada herkes biraz Deniz’di, biraz Yusuf’tu, biraz Hüseyin’di… Çünkü bağımsızlık fikri insanın içine düştüğünde, artık tek bir kişiye ait olmaz; halkın ortak vicdanına dönüşürdü…

Bu toprakların hafızasında direniş vardır…

Ksantos Direnişi’nden Gelibolu Muharebeleri’ne, Elmalı Ovası’ndan Anadolu’nun dört bir yanındaki halk mücadelelerine kadar uzanan büyük bir tarih… O tarih bizlere şunu öğretmiştir: Bağımsızlık yalnızca bir siyasi kavram değildir; insanın Onurudur, Ekmeğidir, Geleceğidir, Vicdanıdır ve Emeğidir…

Kemer’de düzenlenen diğer bir etkinlikte, Köy Enstitülerinin kuruluşunun 86. yılıyla birlikte yükselen düşünce de tam olarak buydu. Çünkü Köy Enstitüleri de aynı bağımsızlık fikrinin eğitimdeki karşılığıydı. Üreten, düşünen, sorgulayan ve kendi ayakları üzerinde duran bir halk yaratma hayaliydi. O nedenle denizin kıyısında yakılan ateş yalnızca geçmişe değil, geleceğe de tutulmuş bir ışıktı…

Kemer’de insanlar ortak düşlerin kıyısında da Kemer oluyorlardı birbirlerine… O gün 86 yıl öncesinin Köy Enstitülüleri ve şimdi de bir başka anma: 54 yıl öncesinin en kutsal görev anması… BAĞIMSIZLIK DÜŞÜ… Ne oluyordu da Kemer İlçe teşkilatı ezberleri bozan bir etkinlik takvimiyle; bizleri birbirimize taşıyordu… Üstelik de sımsıkı… O ateşe tekrar dönersek:

Çekim Gücünün hiç çalışmadığı bir aydınlık vardı…

O gün sadece Göğe Çekim Yasası çalışıyordu…

Ve önümüzde uzayıp gidin bir Ufuk Çizgisi vardı. İnsanları toprağa bağlayan değil, göğe çağıran başka bir yasa vardı: umut...

Gözler ufuk çizgisine çevrilmişti. Deniz ile ayın şavkının birleştiği yerde, dağları ve taşları aşan görünmez bir ses yankılanıyordu: “Bağımsızlık… İlle de bağımsızlık… Tam bağımsızlık…”

İşte bugün bize düşen görev de budur. Üç fidanı yalnızca hüzünle anmak değil; onların darağacına giderken savunduğu bağımsızlık idealini anlamak ve yaşatmaktır. Çünkü bağımsızlık bir ülkenin yalnızca sınırlarını koruması değildir. Düşüncede bağımsız olmak, üretimde bağımsız olmak, eğitimde, kültürde, adalette ve emekte bağımsız olabilmektir…

6 Mayıs’ın ufuk çizgisi hâlâ önümüzde duruyor. Denizin sonsuzluğunda bize bir görev bırakıyor: Boyun eğmeyen bir ülke, eşit ve özgür bir gelecek düşü kurmak…

Ve belki de bu yüzden, her 6 Mayıs sabahında aynı duygu yeniden doğuyor içimizde: Hepimiz üç fidandık…

Ve hâlâ ufuk çizgisindeydik...

Kim bilir belki halen Ufuk Çizgisindeyizdir…

Vesselam…