Bir festivalin daha sonuna geldik…
27. Tarım ve Seracılık Festivali, Yörük Göçü ile başladı, yağlı pehlivan güreşleriyle sona erdi.
Bildiğiniz üzere yazılarımı kaleme alırken “doğruya doğru, yanlışa yanlış” prensibiyle yazarım. Hak edene de hakkını teslim ederim.
Yörük göçüyle başlayan festival, kortej eşliğinde Orhan Okulu Caddesi’nden geçerek Yörük çadırlarının kurulduğu alanda protokolü selamladı. Önceki yıllarda eleştirdiğimiz birçok konu bu yıl dikkate alınmış. Özellikle motosiklet yoğunluğu, gürültü kirliliği ve silah atışları gibi olumsuzlukların neredeyse hiç yaşanmaması önemli bir kazanım. Bu noktada başta Belediye Başkanı Mesut Avcıoğlu olmak üzere festival komitesini tebrik etmek gerekir. Gerçekten daha disiplinli ve daha kontrollü bir organizasyon izledik.
Antalya Valimiz Hulusi Şahin’in katılımı da festivale ayrı bir değer kattı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yerli ve yabancı birçok misafir Kumluca’daydı. Özellikle Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin kardeş kuruluşu olan Almanya Presse Club Nürnberg üyesi Joachim Hauck ve arkadaşları Yörük göçüne katıldı ve organizasyondan memnun kaldıklarını ifade ettiler.
Ancak geçen yıl eleştirdiğimiz bir konu bu yıl da maalesef devam etti: Yörük yerleşkesindeki müzik anlayışı…
Yörük kültüründe gazino müziği yoktur. Eğer amaç gerçekten Yörük kültürünü tanıtmaksa; o zaman bu kültürün özünde olan boğaz havaları, ağıtlar, türküler ve Teke yöresinin oyun havaları yer almalıdır. Sipsi, kaval, kemane, üç telli kopuz gibi enstrümanların sesi yükselmelidir. Ama biz ne yapıyoruz? Her çadırdan farklı, yüksek sesli ve kültürle ilgisi olmayan müzikler…
Ben diyorum ki müzik olsun, ama bizim olsun. Bir düzen olsun. İnsanlar bağırmadan konuşabilsin, Yörük misafirperverliğini hissedebilsin. Kültür, gürültüyle değil, hissiyatla yaşatılır.
Ancak festivalin bir diğer önemli boyutu da şehir içi trafik…
Artık Kumluca’nın mevcut yol ağı, normal günlerde bile şehir trafiğini kaldırmakta zorlanıyor. Bunun üzerine festival, pazar ve sergi alanlarının da aynı bölgede yoğunlaşması, trafiği adeta kilitliyor. Özellikle Yörük çadırları yerleşkesi ve sergi alanlarının mevcut konumu, şehir merkezinde ciddi bir yoğunluk oluşturuyor.
Bu durum sadece bir konfor meselesi değil. Olası bir acil durumda ambulans, itfaiye gibi hayati müdahale araçlarının zamanla yarıştığını hepimiz biliyoruz. Dakikaların bile hayat kurtardığı bir ortamda, bu tür yoğunluklar ciddi risk oluşturur.
Bu nedenle artık şunu konuşmamız gerekiyor:
Festival alanları şehir merkezini kilitlemeyecek alternatif bölgelere taşınabilir mi?
Örneğin Kasapçayırı Caddesi ile kafeler bölgesi olarak bilinen Dörtyol Caddesi hattı bu anlamda değerlendirilebilir. Hem daha ferah bir alan sunar hem de şehir trafiğini bu denli kilitlemez. Doğru planlama ile hem esnaf kazanır hem vatandaş rahat eder hem de organizasyon daha sağlıklı yürür.
Festival kapsamında çadır etkinlikleri, yarışmalar, konserler derken program güreşlerle sona erdi. Burada eleştireceğim tek konu, Fethiye güreşleriyle aynı tarihe denk gelmesidir. Bu durum, Kumluca güreşlerine ciddi anlamda zarar vermiştir. Her ne kadar bu karar federasyon kaynaklı olsa da sonuç ortadadır.
Rakamlar bize gerçeği söylüyor:
Kumluca güreşlerine 850 pehlivan katılırken Fethiye’de bu sayı 400 civarında kalmıştır. Bu, Kumluca güreşlerinin ne kadar güçlü bir marka olduğunu gösterir. Ancak buna rağmen 31 başpehlivan Kumluca’da, 38 başpehlivan Fethiye’de güreşmiştir. Bu da organizasyon planlamasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Bu hata Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonunun hatasıdır. İnşallah federasyonu bir ders olmuştur.
Bir diğer önemli konu ise Kumluca güreşlerinin statüsüdür. Geçmişte Türkiye’nin en önemli güreşlerinden biri olan Kumluca, bugün gelişim ligi seviyesine düşmüş durumda. Bu kabul edilebilir değil. Bu organizasyon yeniden hak ettiği yere taşınmalı, üç gün süren lig güreşleri formatına geri dönmelidir. Bunun için belediyeye, sponsorlara ve ilçenin önde gelenlerine büyük görev düşüyor.
Bu festival bize bir gerçeği daha gösterdi:
Bu işler ekip işidir.
Belediye Başkanı Mesut Avcıoğlu da bu süreçte şunu net şekilde görmüştür; tek başına hiçbir şey olmaz. Bu organizasyonda belediye meclis üyelerinin sürece dahil edilmesi, ortak aklın devreye girmesi başarıyı getirmiştir. Bu anlayış devam etmelidir. Başkan yardımcılarının doğru belirlenmesi ve görev paylaşımının sağlıklı yapılması, bundan sonraki süreç için kritik önemdedir.
Bir diğer önemli konu ise istişare kültürü…
Eskiden bu festival yapılmadan önce geniş katılımlı toplantılar yapılırdı. Gazeteciler, muhtarlar ve ilçenin önde gelen isimleri bir araya gelir, fikir alışverişinde bulunur, farklı görüşler masaya yatırılırdı. Herkes taşın altına elini koyar, festival ortak akılla şekillendirilirdi.
Bu gelenek, bu şehrin en kıymetli alışkanlıklarından biriydi.
Bugün geldiğimiz noktada, bu istişare mekanizmasının yeniden hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü farklı bakış açıları, organizasyonların kalitesini artırır. Eleştiri değil katkı üretir. Ve en önemlisi; bu festival sadece bir kurumun değil, tüm Kumluca’nın festivalidir.
Öte yandan festival sürecinde üzücü bir kayıp yaşandı. Belediye Başkanı Mesut Avcıoğlu’nun kıymetli annesi Ayten Avcıoğlu vefat etti. Merhumeye Allah’tan rahmet, başkanımıza ve ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.
Bu süreçte başkanın yokluğunda organizasyonu yürüten Başkan Vekili Erkan Karamıklı da ayrı bir parantezi hak ediyor. Genç, samimi ve toplumda karşılığı olan bir isim olarak süreci başarıyla yönetti. Taraflı tarafsız birçok kesimin takdirini kazandı. Kendisini tebrik ediyorum.
KISSADAN HİSSE:
Festival yapmak kolaydır…
Ama kültürü yaşatmak zordur.
Gürültüyle kalabalık olunur…
Ama değerle marka olunur.
Ve unutmayalım;
Bir organizasyonu büyüten ne sahne, ne ışık, ne de kalabalıktır…
Onu büyüten, ruhudur.
Kalın sağlıcakla…