Geçen haftaki yazımda “Düşünce üretememe ve entellektüel kültür oluşturamama” döngüsünden bahsetmiştim. Bugün “Bu döngü nasıl kırılır?” sorusunun cevabını arayalım.
Çoğunuz bilirsiniz ya da duymuşsunuzdur. Tarihte Sokrates diye biri var. Milattan Önce 400’lü yıllarda Antik Yunan’da yaşamış. Bir filozof. Tee o zamanlarda hep düşünür, merak eder, sorar, sorgular, öğrenmeye çalışırmış. Özellikle sokakta gördüğü politikacılara, sanatçılara, zanaatkarlara sorular sorar, onlardan cevap istermiş.
İyi insan nasıl olunur? Adalet nedir? Bilgi nedir?
Sokrates aldığı cevabı parçalara ayırır çelişkileri ortaya koyar ve aslında insanların bir şey bilmediğini yüzlerine vururmuş. Kendisi de “Bildiğim tek bir şey var, o da hiç bir şey bilmediğim.” dermiş.
Bu tevazu değil, bilgelik meydan okuması. Tepeden bakan insanları sıradanlaştırmış. Daha çok öğrenmeyi teşvik etmiş, Aristo gibi öğrenciler yetiştirmiş.
Sonra; otorite bunu küçük düşürülme olarak algılamış ve rahatsız olmuş. Karşılarında kendilerinden daha bilgili birisi varmış.
“Devlet elden gidiyor, bu adam gençleri yoldan çıkarıyor.” demişler. Yargılamışlar, baldıran zehriyle idam etmişler.
-Mış’lı, -miş’li anlattığıma bakmayın. Masal değil, yaşanmış olaylar.
Peki merakı sonunda hayatından olan Sokrates insanlara ne kazandırmış?
Eleştirel düşünce sistemini oluşturmuş. İnsanları daha iyiyi bulmaya yönlendirmiş. Erdemi süslü bir ahlak etiketi olmaktan çıkarmış, bilgiyle eşdeğer saymış. İnsanın doğru yaşama becerisinin bilgiyle oluşabileceğini ortaya koymuş. Ama burada “bilgi” dediği şey, ezber ya da akademik veri değil. İnsanın iyinin ne olduğunu gerçekten kavraması. İnsan kötülük yapıyorsa, ya iyiyi bilmiyordur ya da yanlış biliyordur.
Erdem bir alışkanlık değil, bilinçtir. Kötülük bir tercih değil, yanlış bilgidir. Ahlakın temeli, kendini sorgulamaktır. Gelişmenin temeliyse, hayatı sorgulamaktır.
O zamandan bu zamana çok şey değişmiş belki ama bazı toplumlarda hala bir önceki yazımda bahsettiğim kısır döngüler sürmektedir.
Bazı döngülerden kurtulmak için iyi insan olmak gerekir. İyi insanları çoğaltmak gerekir. İyi insan cesaret, adalet, ölçülülükle olunur. Gerçek cesaret, nelerden korkulacağını bilmektir. Adalet ise nelerin doğru olduğunu bilmektir.
Bireysel bilinç çoğaltılmalı ve kitleselleştirilmelidir. Bireysel bilinç vaazla değil deneyimle ve ortamla çoğalır. İnsana akademik veri yüklemek yerine nasıl düşüneceği öğretilmeli ve düşünmeye zorlanmalı. Sebep-sonuç kurma, kanıt arama, durumu ve yaşamı anlamlandırma ve daha iyiyi isteme…
Düşünen, sorgulayan, etik ve sorumluluk bilinci gelişmiş bireyler yetiştirilmeli. İnsanlara erken yaşta ritüel ve bazı guruplara aidiyet pratikleri oluşturmak, taklit ve uyum davranışları sergiletmek değil, eleştirel düşünme becerisi kazandırılmalıdır.
Toplumların değişim süreci entellektüel düşünme kültürünün yaygınlaşmasıyla gerçekleşir. Bunun için okuma gurupları, tartışma ortamları, nitelikli öğretmen sınıfları oluşturulmalıdır. Aile içi ve toplumsal diyalog kültürü geliştirilmelidir.
Ekonomik bağımsızlık önemlidir. Bağımlı birey sorgulamaz.Geçim kaygısı yüksek olan insan risk almaz, uyum sağlar. O yüzden bilinç sadece zihinsel değil, maddi bir zemin de ister. Ekonomik olarak güçlenilmelidir.
Tek kaynaktan beslenen zihin kapanır.
Farklı görüşlere maruz kalmak, çelişki görmek, rahatsız olmak gerekir. Farklı kaynaklardan bilgi edinilmeli ve bu bilgiler paylaşılmalıdır.
Sormaktan, sorgulamaktan korkulmamalıdır. Soru soran kişi “tehlikeli” değil “değerli” görülebilmelidir.
Bağımsız düşünen, bedel ödeyen ama saygı gören insanlar görünür olursa, bilinç yayılır.
Düşünen insanın yalnız kalmadığı bir iklim oluşturulmalı. Bireysel bilinç kitleselleşmelidir.
Böylelikle sorumluluklar artar, düşünsel beceriler gelişir ve yayılır. Bu da beraberinde daha uyumlu, daha huzurlu, daha gelişmiş toplumlar oluşturur.
Hep daha iyisi istenmeli. Olursa yine daha iyisi, olmazsa yine daha iyisi… Tanrı, insana bu sebeple akıl bahşetmiştir!
Esen kalınız!