Bizim memlekette bazı şeyler gözümüzün önünde olursa ciddiye alınır. Yangın çıkar, görürüz; sel olur, kapımıza dayanır. Ama yer altı suları… Sessizdir. Ne bağırır ne çağırır. O yüzden de hoyratça kullanılır. Aslında hepimiz farkındayızdır. Kaçak sondajlar kazarız. Birbirimizin suyunu çalarız. Her yıl yerkürenin bağrını daha çok ve daha derin deleriz!… Altımızı oyarız!..
Yer altındaki suyu, görünmez olduğu için bitmez sanıyoruz. Oysa bittiğini kuruyan çeşmeler, kuruyan göller, her yıl daha derine inen yer altı suları gözümüze sokuyor.
Bu yıl yeterli yağmur yağdı gibi görünüyor. Oysa yağmurların büyük bölümü çoktan denizlere kavuştu. Yer altı sularını kurak dönemlerde besleyecek yeterli kar yağışı hala yok. Göller bölgesi dahil ülkenin bir çok bölgesinde hala ciddi bir kuraklık tehdidi ile karşı karşıyayız.
Kumluca ve Finike ovamızda da ciddi bir su sorunu ile karşılaşılacağı ayandır.
Kumluca turfanda sebzeciliğin başkenti olarak haklı bir ün yapmıştır. Ancak kış aylarında Kumluca’da sebzecilik yapanların çoğu, yaz aylarında yaylaya dinlenmek için çıkarken son yıllarda sera demirleriyle çıkmıştır. Sonuç her sera bir yeraltı su sondajı… Bu doğaya acımasız bir saldırıdır. Her yıl sayısı artan ve derinleşen sondajlar ve fakirleşen kaynaklar… Yer altı su kaynaklarının kullanımıyla ilgili yasal düzenleme var aslında ancak uyan, uygulayan ve denetleyen yok. Şu anda kredi kartı gibi kullanıyoruz ve sadece asgari tutarı ödüyoruz. Bakalım nereye kadar sürdürebiliriz? Elbette üretelim ama üretimin bir planlaması ve bu planlamanın işleyen bir denetim mekanizmasının olması şarttır.
Kumluca ovasının su kaynaklarını besleyen yayla suları fakirleşirse veya yok olursa, bırakın sulama suyunu içecek su bulmakta zorlanabiliriz. Yani aslında Kumluca’da seracılık yaparken yaylalarda sera yapanlar Kumluca’da ayağına sıkmaktadır. Yer altı suları her geçen yıl seviye olarak düşmekte, mevcut suların da tuzluluk oranı artmaktadır.
Eksilen sadece su değil; akıl da eksiliyor. Açılan her kaçak kuyu, “ben bu günümü kurtarayım” diyen küçük bir düşünce ile başlayıp, büyük olumsuzluklara yol açabilir.
Suyu en çok kullanan sektör tarım, ama suyun tükenmesinden en çok zarar görecek olan da önce tarım olacaktır. Kış aylarında don olayından zarar görmemek için uygulanan bir yöntem var ki evlere şenlik; “Yağmurlama”… Ucuz ve zahmetsiz. Binlerce ton su yer altından alınıp, derelerden denizlere salınmaktadır. Kendi ayağına sıkmanın vücut bulmuş hali!.. Yer altındaki suyu kimse görmese de sonuçlarını herkes yaşayacak.
İklim değişikliği de işin tuzu biberi. Yağışlar azalıyor, mevsimsel dengeler bozuluyor, yağış türleri farklılaşıyor. Yani doğa zaten “ben eskisi kadar su veremem” diyor. Biz ise “olsun, biz daha fazlasını isteriz” diyoruz. Bu; pazarlık değil, inatlaşma. Doğayla inatlaşmanın kazananı olmaz!.. Su akmazsa, hayat akmaz!..
Bugün bedava gibi görünen su, gelecekte ağır faturalar ödetir.
Hala çok geç kalınmış sayılmaz ama…
Saygıdeğer Kumlucalılar ve Finikeliler,
Bahçelerinize, seralarınızın kenarına zeytin dikin ama hurma dikmeye de başlayın!.. Benden söylemesi…
Esen kalınız…