Çocukluklarımız vardı. Anne, baba, nine, dede ve kardeşler… Küçük ama yüreklerin sıcaklığıyla bola döke sığılan evlerde, aynı çatı altında…

Aynı sofraya kırılıp oturulan dizlerin sıcaklığı, aynı tabağa çarpışmadan dalıp çıkan kaşık, aynı ekmeği bölüşen eller… Kış aylarında aynı ocaklığa sıkış tepiş uzanan ayaklar, aynı odaya dizilerek yatan nefesler…

Oyunlar, bağrışmalar, kahkahalar, kucaklaşmalar, sevmeler, sevilmeler… Yaşam birliği, kader birliği, aile dirliği…

Sonra…

Büyüdük birer birer. Her birimiz kendi yuvasına uçtu. Evler ayrıldı, mülkler ayrıldı, tabaklar ayrıldı, gönül birlikleri anılarda kaldı.

Her birimiz ayrı ayrı çoğaldık. Hesaplar ayrıldı, muhabbetler ayrıldı. Anne, baba, kardeş sevgilerine evlatlar ortak oldu.

Zaman boş durmadı. Bir yandan çoğalırken bir yandan zamanı geleni toprağa aldı…

Buraya kadar eyvallah! Ama görüyorum ki bazı ailelerde evlerin, mülklerin ayrılmasıyla kalmıyor uzaklaşmalar. Gönüller de uzaklaşıyor düşünceler de.

Köyüme giderken yolumun üstünde hep bir sera görürüm. Yıllardır üstü açık bekliyor. Böğürtleğenler örtmüş çıplak demirleri. Anlaşılıyor ki gönüller bölünmüş ama mülkler bölünememiş. Bölünemeyen o değerler kaderine terkedilmiş. Sebep bir karış eksik, bir karış fazla kavgası olsa gerek. Oysa bu kavgalar olmasa, o bereket fışkıran topraklar kullanılsa herkesin daha fazla olacak onca yıl.

Ancak öyle demiyor insan fıtratı. Fesatlıklar, tamahkarlıklar kabarıyor aç gözlülüğün pençesinde. Aklın çatlaklarına hırslar, inatlar, kavgalar, dargınlıklar, düşmanlıklar sızıyor göstere göstere. Bu küçük bir örnek. Ne yazık ki bu örnekler çok fazla.

Aynı tabakta kardeşçe çarpışırken kaşıklar, anlaşmazlıklar çarpışıyor kardeşlerle.

Oysa aynı anne babanın çocuklarıydınız. Aynı şeylere sevindiniz. Büyüklerin kıyafetlerini küçükler giydi, Birdiniz, birliktiniz… Ama zaman o zaman değil işte, durum o durum değil. Demek ki eksik kalmış bir şeyler!..

Kardeşler arasında hal böyleyken, komşulukları pas geçelim. Yurttaşlık

konusunaysa şimdilik hiç girmeyelim!

Şimdilik biraz kıyısından dolaşalım. Günü geldikçe ortasından da dalarız.

Kardeşliği kutsayan bir dinin mensuplarıyız. Görünüyor ki ne kan bağı ne din bağı!..insanları adalet duygusu tutar bir arada. Adalet hakkaniyettir. Hakkaniyet saygıyı getirir. Sevginin bile adil olmayanı sorundur.

Adaletle hükmeden vicdanlar yaralamaz, yaralanmaz. Adaletle işleyen yönetimler kolay yıkılmaz. Adaletli kurulan sofralarda kaşıklar çarpışmaz.

O yüzden “Adalet mülkün temelidir.”

Adaletsiz ahlak olmaz. Ahlak olmazsa toplum olunmaz.

Mübarek Ramazan Ayı içindeyiz. Önümüzde hep barıştan, barışmaktan bahsettiğimiz bir bayram var. Önce vicdanlarda ve toplumsal yaşamda adalet, sonra kavgasız, gürültüsüz bir yaşam dilerim.

Çoğaldıkça eksilmeyelim, bölündükçe çok olalım!

Esen kalın!..