Bu hafta sizlerle bir anektodumu paylaşmak istedim. Kimseyi yargılamak ve konuyu genellemek gibi bir düşüncem yok. Ama yaşadığım ve üzerinde düşündüğüm bir diyalogdu.

Köyümdeki mezarlık ziyareti sırasında orta okuldan arkadaşım olan, o yıllarda birlikte Kur’an kurslarına da gittiğimiz bir köylümle karşılaştık. Hal, hatırdan sonra sakalımın da çok yakıştığını söyleyerek, iltifat etti. Hoşuma gitti, teşekkür ettim. Hemen arkasından hacca gitmeyi düşünüp düşünmediğimi sorarak, haccın bana yakışacağını söyledi. İltifattan dolayı hoşluğum kısa sürdü. Sebep hasıl oldu.

“Şimdilik öyle bir düşüncem yok.” dedim.

“Niye? dedi, ekledi. Ben iki kere hacca bir de umreye gittim. Gerçi birinde anama refakat ettim de…” dedi.

“Allah kabul etsin.” dedim.

“Hazır sakalları da bırakmışsın sana da hacılık yakışacak.” dedi.

“İnşallah” dedim ve kafamda şimşekleyen sorularımı sıraladım:

“Namazlarını kılıp, oruçlarını da tutuyorsundur?..”

“Şükür, Allah kabul ederse…” dedi.

“Allah kabul etsin!” dedim.

“Dinimizin beş şartından biri de zekat. Zekat verme işi nasıl?” dedim.

Dudakları yanlara yayıldı, yanakları hafiften allandı:

“Onu tam hesaplayamıyoruz işte! dedi, çoğul kullanarak.

“İşte ben, zekatımı tam hesaplamaya çalışıyorum. Tam hesaplayıp, tam verdiğimden emin olunca; param da artarsa hacca da giderim inşallah!” dedim.

“Aslında zekat da önemli tabi.” dedi!

Konuyu değiştirdim. “Annen nasıl, ne durumda.” dedim.

“Şükür, önceleri kardeşler olarak birer ay bakıyorduk. Sonra bakıcı tuttuk, bakıcı parasında sıkıntı oldu. Şimdi; anamın bir bahçesi vardı, onu ablama verdik. Anam ölene kadar bahçenin parasıyla bakacak.” dedi.

“Allah sağlık ve kolaylık versin!” dedim.

“Amin” dedi!

Ayrıldık. Ama ben konuşmanın içeriğinden ayrılamadım.

Şükür; verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı söz, eylem ve kalp ile gösterilen saygı ve karşılık, iyiliğin kıymetini bilme ve iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği övme, minnet (kendini borçlu hissetmek) göstermedir.

Müslümanlar olarak, bütün nimet ve iyiliklerin Allah’tan geldiğine inanır ve ona şükrederiz. Beş vakit namazın her rekatında “Fatiha” suresinde günde kırk sefer “Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun” diyerek şükrederiz.

Tabi Fatiha suresini okurken dilimizle yaptığımız “hamd”ı kalbimizde ne kadar hissederiz bilmem.

Buraya kadar her şey güzel. Soru şu: Kim, neye, ne kadara şükrediyor?

Kimileri çöpten ekmek topluyor, kimileri yiyemedikleri o ekmekleri çöpe atıyor.

Kimileri üç beş kere giydiği kıyafetlerini modası geçti diye çöpün kenarına bırakıyor, kimileri çöpün kenarında bir şeyler bulabilir miyim diye dolanıyor.

Kimileri 96 model, kız gibi(!) şahin alma umudunda, kimileri milyonluk arabalarının zırhlı olması derdinde.

Kimilerinin başını sokacak bir evi yok, kimileri daha fazla ev sahibi olup mülkünü büyütmek, kira gelirlerini arttırmak derdinde.

Kimileri çeşitli yolsuzluklarla yolunu buluyor, kimileri gerçekten yolsuz!

Kimileri emeğini, gücünü, ömrünü kullandığı insanlara “ekmek veriyorum” böbürlenmesinde, kimileri bugün de ekmeğimi kazandım iç huzurunda.

Kimileri bütün maddi ve nüfuz imkanlarından yararlanarak hayatta kalıyor, kimileri imkansızlıklardan dolayı ölüyor.

Kimileri çocuklarını özel okullara bırakıp alırken lüks araba gösterisinde, kimileri devlet okuluna giderken servis ücreti ödeme derdinde.

Kimileri çocuklarına evlerinde özel dersler aldırıyor, kimileri kaynak kitap alamıyor.

Kimileri ülke ülke geziyor, kimileri bayramlarda memleketine gidemiyor.

Kimileri milyonları götürüyor, kimileri yevmiyeye, asgari ücrete talim ediyor.

Kimileri bir eli yağda bir eli baldayken soyma derdinde, kimileri bulgurla, tarhanayla doyma derdinde…

Kimilerinin tuzu kuru, kimilerinin aşı tuz…

Ve… Herkes aynı şükrediyor…

Sabır; güçlü ve dirençli olmak anlamına gelir. Çeşitli zorluk, sıkıntı ve kötülüklere karşı dirençli davranarak, yanlış tepkilerde bulunmamak ve yaşanan olumsuzlukları olumluya çevirmek için dayanıklılığını koruyup elinden gelen gayreti devam ettirmektir.

Sabır katlanmaktır. Ama sabır, bu olumsuz durumdan kurtulmak için uğraşmayı da gerektirir. Yani sabır, direnmektir!

“Sabreden derviş muradına ermiş.” demiş atalarımız.

“Sabır taşı çatlamak” diye de bir deyim türetmiş halkımız.

“Yaa, sabır!” çekip,

“Bu günlere de şükür!” diyelim, bakalım!

Esenlikle kalınız!..