KÖY ENSTİTÜLÜLER…

Güneşli Diyarlar Elmalı Dergisinin ikinci sayısında kaleme almışım Elmalı’nın Köy Enstitülülerini. Bundan tam on yıl önce yine bir nisan ayında… Çoğunu tanıdım, hikâyelerini de yazdım. Anlattım… Çocuklarını, torunlarını tanıdım… Çoğuyla arkadaş, kardeş olduk… Tanıyabildiğim tüm Köy Enstitülüleri de yazmaya özen gösterdim. Doğduğum topraklarda bir Kerim Bal öğretmeni, Arkadaşım Uğur Çakmur’un babası, Kazım Çakmur amcayı, Varlık Özmenek’in babası Hamit Özmenek’i de burada anmak isterim… Bizim okuldan Haldun Cezayirlioğlu’da Köy Enstitülüler ile ilgili olarak geniş bir platformda sesleri seslere taşıdı. Ona da teşekkür ederim… Yavuz Ali Sakarya'da "KARANLIK SOKAKTA AYDINLANMA: AKSU KÖY ENSTİTÜSÜ" kitabını yazarak çok önemli bir belgesel hazırladı, emeği gerçekten büyüktür... İşte Elmalılı Köy Enstitülüler...

Ömer Serin, Ali Küçüktürkmen, Süleyman Kara, Abdullah Alp, Ahmet Yürümez, Ali Tunç, Fikret Şerbetçi, İbrahim Altaca, Zehra Durnu, İbrahim Durnu, Sabahat Yılmaz, Mehmet Yılmaz, Mustafa Akça, Zehra Sakarya, Mustafa Sakarya, Mustafa Sülek, Ömer Sabanoğlu, Ramazan Gökçay, Rasim Çevik, , Saime Arseven, Ahmet Özkan, Abdullah Aksakal…

Anadolu’nun sessiz kasabalarından biri olan Elmalı, yalnızca doğasıyla değil, yetiştirdiği insanlarla da kök salmış bir çınar gibidir. Bu çınarın en güçlü dallarını ise Köy Enstitülerinde yetişmiş öğretmenler oluşturur. Onlar, sadece birer eğitimci değil; toprağa dokunan, hayatı yoğuran ve bir toplumun kaderini değiştiren öncülerdir.

1940’lı yıllarda Elmalı’da köy okulunda okuyanlar için yol açılır: Köy Enstitüleri... Antalya Aksu Köy Enstitüsü’ne giden bu gençler, yalnızca akademik bilgiyle değil, hayatın kendisiyle eğitilirler. Ekerler, biçerler, üretirler. Bir ağacı tanır, bir evi inşa eder, bir toplumu ayağa kaldırmanın ne demek olduğunu öğrenirler. Eğitim, onlar için yalnızca sınıf duvarları arasında değil; tarlada, atölyede, yaşamın her alanında şekillenir…

Bu kuşak, öğrendiklerini uygulayan bir nesildir. Toprağa girip hasat yapmanın gururunu yaşarken, aynı zamanda insan olmanın, paylaşmanın ve üretmenin değerini kavrar. Haksızlıklara karşı mücadele etmenin kültürünü bilirler… Onlar, bir toplumun eğitim yoluyla nasıl değişebileceğini somut biçimde gösterir.

Elmalı’nın kaderine yön veren bu çınarlardan biri Mustafa Sülek’tir. Hayatını eğitime ve kültüre adamış, topladığı etnografik eserlerle bir müze kurarak geçmiş ile gelecek arasında köprü olmuştur. Çevre bilincini yaymaya çalışmış, duvarlara astığı yazılarla düşünceyi canlı tutmuştur. O, hayal kurmaktan vazgeçmeyen; “yağmura yazı yazan, okyanusa resim kazıyan” bir idealisttir…

Bir diğer önemli isim Mehmet Yılmaz’dır. O, yalnızca bir öğretmen değil, aynı zamanda bir toplum önderidir. Köylerde görev yaparken yalnızca ders anlatmaz; gerektiğinde hayvan tedavi eder, gerektiğinde çocuklara aşı yapar. Eşi Sabahat Yılmaz ile birlikte halkın her anında yanında olur. Onun öğretmenliği, insan hayatına dokunan, ihtiyaçları gören ve çözüm üreten bir öğretmenliktir…

Mehmet Yılmaz’ın yaşamı bize önemli bir soruyu hatırlatır: “İyi insan yetiştirebildik mi?” Çünkü eğitim, yalnızca meslek kazandırmak değil, iyi insan yetiştirmektir. Onun yaktığı bu meşale, bugün çocukları ve torunları tarafından taşınmaya devam etmektedir.

Bu insanlar yalnızca öğretmen değil; aynı zamanda toplumun vicdanı, dayanışmanın sesi ve umudun temsilcileridir. Ellerine aldıkları bir saz, bir ud ya da bir mandolin ile sadece müzik yapmaz; insanların gönüllerine dokunurlar. Her davranışlarıyla kolektif bir ruhu, birlikte yaşamanın değerini yansıtırlar…

Çınar ağacı nasıl ki yüzyıllar boyunca ayakta kalır, gölgesinde insanları buluşturursa; Elmalı’nın Köy Enstitülü öğretmenleri de aynı şekilde topluma kök salmış, nesiller boyu etkisini sürdüren birer değer olmuştur. Bugün bir kısmı aramızdan ayrılmış olsa da bıraktıkları izler hâlâ canlıdır…

İyi insan olabilmek ve öyle kalabilmek, tüm başarıların ötesinde bir değerdir. Bu çınarlar bize, demokrat olabilmenin, çağının sorumluluğunu taşımanın ve insan kalmanın ne demek olduğunu öğretir. Çünkü onlar, yalnızca öğretmen değil; bir idealin, bir aydınlanmanın temsilcileridir…

Onlar, yağmura yazı yazan, okyanusa resim kazıyan, yağmura destan yazan, göğe merdiven dayayan insanlardır…

Vesselam…