Uzun bir tatildi… Gazete de çıkmıyordu…
Gezgin ruhum kabarmış olmalı ki ben de kendimi yollara vurdum…
Pazartesi günü eve döndüm… Kapı açıldı, bilgisayar açıldı… Ve karşıma adeta bir “siyasal intihar metni” düştü:
“BİR KÖPRÜ HİKÂYESİ ve BİR ÖZÜR…”
Yazı şöyle başlıyordu:
“31 Aralık 2024’te göreve başladığımızda önümüzde, DSİ tarafından yıkılmış ancak yenisi yapılmamış Kum Mahallesi köprüsü vardı…”
Sonrası; verilen sözler, tarihler, görüşmeler, bürokrasi, beklentiler…
Ocak… Şubat… Mart… İhale… Ödenek… Takip… Israr… Bekleyiş…
Ve sonuç?
Koca bir ‘sıfır’…
Ama yazının asıl ağırlığı son cümlesindeydi:
“Bir gün bu köprü yapılmazsa mahallelimizden özür dileyeceğim demiştim… Bugün o sözümü tutuyorum.”
Devamında ise şu ifade yer alıyordu:
“Kum Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlarımızdan; İktidar Partisi İlçe Başkanı olarak, bütün gayretimize rağmen basit bir köprüyü yaptıramadığımız için özür diliyorum.”
İşte durup düşünülmesi gereken yer tam da burası…
Çünkü siyasette özür dilemek sıradan bir davranış değildir. Hele ki iktidar adına konuşuyorsanız…
Sorumluluk almak kolay değildir. Başarısızlığı kabul etmek daha da zordur.
Ve çoğu zaman siyasette özür değil; gerekçe üretilir, suçlu aranır, algı yönetilir…
Ama burada farklı bir tablo var… Etik duruş, farklı bakış…
Kendi iktidarı döneminde yapılamayan bir hizmet için, kendi siyasi kimliğiyle kamuoyunun karşısına çıkıp “özür diliyorum” diyen bir ilçe başkanı…
Kimilerine göre bu bir isyan metni…
Kimilerine göre siyasi risk…
Kimilerine göre ise düpedüz bir “siyasi intihar…”
Bana göre ise; siyasal etiğin unutulmuş bir hatırlatması…
Üstelik bunu yaparken kimseyi hedef göstermeden, bağırmadan, kırmadan, nezaket çizgisini bozmadan konuşuyor.
Oysa belli ki kendisi kırılmış…
Belli ki yorulmuş…
Belli ki verilen sözlerin ağırlığını omuzlarında taşımış…
Ve sonunda çıkıp yalnızca şunu söylemiş:
“Özür diliyorum…”
Bu coğrafyada böylesine açık bir siyasi sorumluluk örneğine pek rastlamadım.
Onca yanlış gördük… Onca tartışma yaşadık…
Yazdık, konuştuk, eleştirdik…
Ama çoğu zaman partiler değişti, savunma refleksi değişmedi.
Örnek mi?
Finike Belediyesi limanı 25 yıllığına kiraladı. Kent hafızasını, geleceğin kullanım ihtimallerini, gelecek kuşakların söz hakkını ilgilendiren böylesine büyük bir konuda ciddi bir vicdani muhasebe görebildik mi?
“Durun… Ne yapıyorsunuz?” diyen kaç kişi çıktı?
Şimdi aynı memlekette bir ilçe başkanı, yapılamayan bir köprü için kendi siyasi tabanının karşısına geçip “özür diliyorum” diyor.
İşte asıl sınav burada başlıyor.
Her fırsatta “fikri hür, vicdanı hür, aklı hür” olduklarını söyleyenler…
Bu mektubu nasıl okuyacak?
Bir siyasi zafiyet olarak mı?
Bir itiraf olarak mı?
Yoksa siyasette giderek kaybolan; sorumluluk alma, sözünün arkasında durma ve halka hesap verme kültürünün nadir örneklerinden biri olarak mı?
Söz konusu olan olgu ‘köprü’ değildir… Verilen söz ve gereğinin yapılmasıdır… Koskocaman…
Ve bazen yapılmayan bir köprü, yapılan uzun nutuklardan çok daha fazla şey anlatır…
Ve Gönüllere de köprü olmakla başlar hemen her şey…
Vesselam…