Bir kentin kalabalığına gizlenmiş, ince uzun bir dükkân...
Rafların arasında, binlerce sayfanın soluk aldığı bir mekân: Nabu Sahaf.
Kapıdan içeri adım atan herkes, önce bir sessizlikle, sonra kitapların arasından yükselen kahkahamsı bir sesle karşılanır. O ses, Bilhan Akkaya’nındır…
Telaşeli ama bir o kadar da zarif, aceleci ama özden bir incelikle dolu bir kadın…
“Ben bir tane kitap alayım, ne olur olmaz kaybolur falan…” dediğinde, sesinde hem sahaf sezgisi hem de bir çocuğun kitaplara duyduğu güven vardı…
Kısa süre sonra telefonum çaldı: “Hocam kitap satıldı, gelin paranızı alın.”
Bir satıcının değil, bir dostun sevinciyle söyledi bunu…
O an anlaşılıyordu: Bilhan için kitap satmak, ticaret değil yaşamak demekti…
Çünkü o, kitapların arasına doğmuş gibiydi…
Çocukken yerde bulduğu gazeteleri alıp okuyan, Arapça konuşulan bir evde büyüyüp Türkçe’yi dayağın tadıyla öğrenen bir kız çocuğuymuş.
“Üçüncü sınıfa kadar okula gidip dayağımı yiyip dönüyordum. Okulun anlamı buydu benim için.”
diyor gülerek.
Ama bir gün, Hatay’ın bir sokağında, kaderin yönünü değiştiren o küçük rastlantı olmuş:
Tesadüfen kitap satmaya başlamış.
Ve işte o tesadüf, bir ömürlük yolculuğun kapısını açmış ona.
Artık her kitapta bir iz buluyor, her sayfada kendinden bir parça…
Yirmi yedi yıldır kitap tozunun içinde yaşıyor; satmak, saklamak, okutmak, sevmek; hepsi onun hayatında aynı anlamı taşıyor.
“Her bir kitaba karşı bir sorumluluk hissediyorum.” diyor.
Sanki bir annenin çocuklarına duyduğu sevgi gibi…
Belki de bu yüzden sahaf dükkânı bir yaşam laboratuarı…
Her gelen ya bir arkadaşı ya bir kitapkurdu.
Kahve kokusu, kâğıt kokusuna karışıyor; telaşın içinde nezaket, yorgunluğun içinde bir sevinç, bir kahkaha…
Benim “Edibe’nin Bavulu” kitabımın yolculuğu da onun raflarında başladı.
Tıpkı Edibe’nin sahaflardan topladığı kitaplar gibi, benim kitabım da bir sahafın ellerinde yerini buldu…
Belki de bu yüzden, Edibe’nin hikâyesiyle Bilhan’ın hayatı bir noktada birleşiyor:
İkisi de kelimelerin ikinci bir hayata kavuştuğu yerleri seviyor.
Birinde bavul var, diğerinde raflar…
Ama her ikisinin de kalbinde aynı duygu: Kitapların ruhuna saygı bulunuyor…
Bugün, Nabu Sahaf’ın raflarında bir kitap satıldığında, Bilhan yine kahkahamsı sesiyle haber verir:
“Hocam, kitabınız gitti!”
Ve o ses, aslında bir çağrıdır:
Okumaya, paylaşmaya, kelimelerin insanı yeniden kurduğu o dünyaya…
Vesselam…