Şimdi bu kız da kim diyeceksiniz… Göreleli bir kızcağız… Hayatının ilk basamaklarında canından oldu… Görele belediye başkanının tacizine uğradı… Ve…

Hayat bazen öyle sahneler kurar ki, insan sadece şaşırmakla kalmaz; aynı zamanda derin bir hayal kırıklığıyla yüzleşir. Çünkü karşımıza çıkan tablo, tek tek olayların ötesinde, bir zihniyetin ve bir çürümenin işaretidir…

Son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı gelişmeler, bu çürümeyi görmezden gelmenin artık mümkün olmadığını gösteriyor. Görele’de belediye başkanı olarak görev yapan Hasbi Dede hakkında ortaya atılan ve yargı sürecine de konu olan ciddi iddialar, yalnızca bir kişinin değil, bir makamın taşıdığı sorumluluğun da tartışılmasına neden oldu. İddialara göre, belediyede çalışan bir emekçinin kızına yönelik uygunsuz mesajlar söz konusu. Bu durumun aile tarafından yargıya taşındığı ve sürecin farklı aşamalardan geçtiği de yine kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında.

Burada asıl sarsıcı olan ise sadece iddiaların kendisi değil, bu iddialar karşısında verilen tepkilerdir. Henüz yargı süreci devam ederken, bazı grupların sloganlarla saf tutması, meseleyi adalet ekseninden çıkarıp aidiyet eksenine çekmektedir. “Dik dur eğilme” gibi sloganlarla bir kişiye koşulsuz destek verilmesi, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Biz gerçekten gerçeğin mi, yoksa tarafların mı yanında duruyoruz?

Benzer şekilde daha önce Antalya’nın Elmalı ilçesinde gündeme gelen ve kamuoyunda “Noter Onaylı Aşk Skandalı” olarak anılan olay da, yerel yönetimlerde etik sınırların nasıl tartışmalı hale gelebildiğini göstermişti. O dönemde ortaya atılan iddialar ve yaşanan gelişmeler, uzun süre hem yazılı hem de görsel medyada yer bulmuştu. Bu olayda da söz konusu kadının kocası evinin önünde kurşunlanmıştı… Bu tür olaylar, yalnızca bireysel ilişkiler bağlamında değil, kamu görevine duyulan güven açısından da önemli soru işaretleri doğuruyor…

Tüm bu tartışmaların gölgesinde, en ağır yükü ise çoğu zaman adı bile doğru dürüst anılmayan insanlar taşıyor. Görele’deki olayda adı geçen genç bir kızın, daha sonra şüphe uyandıran bir trafik kazasında hayatını kaybettiğine dair iddialar da kamuoyuna yansıdı. Bu noktada kesin yargılardan kaçınmak elbette gerekir; ancak böylesi bir tablo karşısında toplumun vicdanının sarsılmaması mümkün müdür?

Ailenin aydın bir aile olduğunu düşünüyorum. Baba “empati” yoksunluğu olarak ifade etti olanları. Sonrasında ise kızının organlarını bağışladı. Bir açıklamayla da şunları söyledi:

” Bu organlar iyilik üreten insanlara gitsin. Eline, Beline ve Diline sahip olanlara helal olsun.” İnsanın suratına vurulan bir tokat gibi…

Bir çocuğun, bir ailenin, bir hayatın değeri; herhangi bir makamın, herhangi bir siyasi aidiyetin önüne geçemiyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir…

Asıl mesele belki de şudur: İddialar doğru ya da yanlış olabilir, yargı süreci sonunda kararını verecektir. Ancak toplumun refleksi, en az yargı kadar belirleyicidir. Eğer biz, iddiaları araştırmak yerine hemen taraf olmayı seçiyorsak, adaletin yükünü sadece mahkeme salonlarına bırakmış oluruz…

Uçaklardan Uşak’lara yansıyan haberler ve belgeleri ise ne yazmak ne de düşünmek istiyorum… Tam anlamıyla REZALET…

Hem Bolu belediye başkanı, hem Antalya belediye başkanı hem de Uşak ve Görele belediyesi noktasında medya iyi bir sınav verdi… Olanı biteni anlattılar. İsmail Saymaz, Nevşin Mengü, Özlem Gürses, Yılmaz Özdil ve Ece Üner’i de buraya kayıt düşmek isterim…

Adalet sadece mahkemelerde değil, vicdanlarda da tecelli eder değil mi? O vicdan nerelerde park etti de bunları yaşıyoruz, görüyoruz… CHP’nin bu kişileri partide tutmalarının gerekçesini de hiç anlayamıyorum…

Ve belki de bugün sormamız gereken en yalın ama en ağır soru şudur CHP’lilere: Bir koltuğu korumak için kaç gerçek görmezden gelinir?

Vesselam…