Telefonum ısrarla çalıyor… İçimde tarif edemediğim bir hisle açıyorum. Arayan, siyasetin hafızasında iz bırakmış isimlerden biri: Eşref Erdem.

Sesi her zamanki gibi sakin ama anlam yüklü:

“Resul kardeşimiz vefat etmiş… Başınız sağ olsun. Yarın Kızılcahamam’a geliyorum, oradaysan birlikte gidelim kardeşimizin evine…”

Bir an duraksıyorum. Sadece bir başsağlığı değil bu. Yılların içinden süzülüp gelen bir vefa, bir hatırlayış, bir bağın kopmadığını gösteren güçlü bir işaret…

Eşref ağabey… Yıllarca CHP’de Ankara milletvekilliği yapmış, partinin en üst kademelerinde görev almış bir isim. Aradan neredeyse kırk yıl geçmiş… Ama ne Resul Yıldız’ı unutmuş ne de beni. Üstelik isimlerimizle hitap ederek…

İşte o an aklıma tek bir kelime düşüyor: Vefa.

Ardından başka kavramlar da sıralanıyor zihnimde:

Parti aidiyeti…

Saygı…

Hatır bilmek…

Eşref ağabeyi de, koca Resul ustayı da evimizde defalarca ağırladığımız günler geliyor aklıma. O günlerin siyaset anlayışıyla bugünü kıyaslamamak elde değil..

Bugün neredeyse her gün bir haberle sarsılıyor, başımızı öne eğiyoruz. Oysa o kuşağın siyasetçileri bambaşkaydı. Vefayı bilirlerdi. Emeğin ne demek olduğunu yaşarlardı. Siyaseti sadece makam için değil, bir duruş için yaparlardı. Kavganın içinden gelirlerdi; bedel ödeyerek, emek vererek…

Bu yüzden de fikir ayrılıkları olurdu, hem de ciddi ayrılıklar. Ama o ayrılıklar hiçbir zaman magazin malzemesi haline gelmezdi. Çünkü mesele kişisel değil, ilkeseldi…

Resul usta…

Hem SHP’de hem CHP’de ilçe başkanlığı yapmış, hayatını partiye ve topluma adamış gerçek bir emekçiydi. Sadece bir siyasetçi değil; bir gönül insanı, bir sivil toplum neferiydi.

Onunla birlikte gitmediğimiz köy, sıkmadığımız el neredeyse yoktu. O, siyaseti halkın içinde, halkla birlikte yapardı.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha iyi anlıyorum. Ki, siyasetin gerçek değeri koltuklarda değil, geride bıraktığı izlerde saklıdır…

Ve bazı insanlar vardır…

Yıllar geçse de unutulmaz.

Çünkü onlar sadece görev yapmaz,

iz bırakır…

Vesselam...