Yıl yeni milenyum, 2000… Gurbetten döndüğüm yıl… Yer Mülkiyeliler Birliği… Ulus, elinde bir kitapla giriyor birliğe… Michael Hardt, Antonia Negri’nin “İmparatorluk” kitabı… “Bu kitabın çevirisine katkım oldu… Halen satışta değil bir bak istersen…” diyor… Öneren kişi dostum, arkadaşım Ulus olunca da elbette dikkat kesiliyorum… İşte o kitap: İmparatorluk… Kitaplarla sırdaş bir hayatım oldu… Hoş, olmaya da devam ediyor… Daha önce de, Gramsci’nin bir kitabını anlatmış ve Venezuela olayını gündeminize taşımıştım… Konu Elbette Venezuela, İran, Küba, Colombiya, Kanada, Grönland üzerinden bu iki yazarın gözünden anlatmaya çalışacağım…

Hardt ve Negri’nin İmparatorluk dediği şey, bir bayrağın altında durmaz artık. Üniforması yoktur, başkenti yoktur. Bazen bir şirketin logosu, bazen bir televizyon ekranı, bazen de sabah atılan bir tweet olarak karşımıza çıkar. Trump bu imparatorluğun kurucusu değildir; yüksek sesle konuşan tercümanıdır…

Ulus-devletin geri döndüğü söylenir. Duvarlar örülür, sınırlar çizilir, “önce biz” denir. Oysa bu bir dönüş değil, bir gerilim anıdır. İmparatorluk sıkıştığında kabalaşır. İncelik gider, ham kuvvet kalır. Trump’ın dili bu yüzden serttir; çünkü ardındaki düzen çatırdamaktadır…

Hardt ve Negri, modern iktidarın artık savaş ilan etmediğini, savaşı sürekli kıldığını söyler. Trump bu sürekliliği gündelik hayata taşır. Her gün yeni bir düşman, her gün yeni bir tehdit… Göçmenler, gazeteciler, bilim insanları, muhalifler… Barış artık olağan hal değil, şüpheli bir boşluk gibidir. Kriz ise bir yönetim biçimi…

Trump “halk”tan söz eder. Ama bu halk bir araya gelmiş bir çoğulluk değildir. Bu, birbirinden koparılmış, korkularla hizaya sokulmuş bir kalabalıktır. Hardt ve Negri’nin multitude (çokluk) dediği şey tam da burada boğulur. Çünkü “çokluk” konuşur, tartışır, üretir. Trump’ın dünyasında ise sadece alkış ve öfke vardır…

Aradaki her ses tehlikelidir…

İmparatorluk artık sadece bedeni değil, ortak olanı hedef alır...

Toprağı, suyu, bilgiyi, dili, gerçeği kendisine göre yorumlayıp isanların önüne koyar… Trump çağında gözle görülür hale gelir. İklim inkâr edilir, bilim itibarsızlaştırılır, hakikat “alternatif” bir seçenek haline getirilir. Gerçek, bir pazarlık konusu olur. Dünya, satılık bir arsaya benzetilir…

Hardt ve Negri’nin işaret ettiği tehlike, tek bir lider değildir. Tehlike, çoğulluğun siyaset yapamaz hale gelmesidir. İnsanlar konuşamaz, sadece tepki verirse; ortak bir gelecek hayali kurulamaz. İmparatorluk böyle ayakta kalır: İnsanları yalnızlaştırarak, yeni bir insan ve tüketim odaklı bir dünya diktatörlüğü kurmak isterler…

Ve belki de bugün dünyanın içinde bulunduğu en büyük risk budur… Artık yıkımlar sessizce değil, alkışlar eşliğinde gerçekleşmektedir…

Ne dersiniz, düşünmeye değer değil mi?

Vesselam…