“90'lı yaşlarının sonuna geldiğinde, artık yataktan kalkamaz hâle gelen Amerikalı milyarder John D. Rockefeller için her sabah özel bir gazete basıldığı anlatılır. Tek nüsha… İçinde yalnızca iyi haberler bulunan, dünyanın bütün sert gerçeklerini kapının dışında bırakan bir gazete…” Amaç bellidir:
Hasta yatağındaki milyarder, yalnızca duymak istediklerini okusun, moralini bozacak hiçbir şeyle karşılaşmasın iye…
O günden sonra, bir kişinin hoşuna gitmesi için hazırlanan, gerçeği değil memnuniyeti esas alan yayınlara “Rockefeller Copy” denmeye başlanmış. Aslında bu kavram, memleketimizin medya manzarasını tarif etmek için biçilmiş kaftan. Zira bugün bazı gazeteler, neredeyse tek bir kişi için hazırlanıyor; bazı televizyon kanalları ise adeta onun ruh hâlini korumakla görevli. Haber vermekten çok, hoşnut etme görevini üstlenmiş durumdalar…
Kumluca Belediyesinden söz ettiğimi anlamışsınızdır…
Kim bilir, belki merkezi hükümet açısından da durum aynıdır…
Yerelden genele baktığımızda, benzer bir tabloyu belediyecilik anlayışında da görmek mümkün. Eleştiri, aslında kamusal hizmetin en değerli rehberidir. Bir belediye başkanına yapılan her yapıcı eleştiri, bedelsiz bir danışmanlık hizmetidir. Fakat mesele, bu eleştirileri duyabilecek kulaklara sahip olmaktır. Duysaydı “Kent ve Estetik” başlığındaki yazımızı dikkate alırdı…
Ne var ki, kimi yöneticiler eleştiriyi rehber değil, tehdit olarak görmeyi tercih ediyor. Sonuç da kaçınılmaz oluyor: Dokunulan her alanda derin bir savrulma…
Örneğin, "Yörük Göçü" adı altında yapılan etkinlikler, köklü bir kültürün ruhunu yaşatmak yerine, onu apartmanların arasına sıkıştırılmış bir dekor hâline dönüştürüyor. Oysa Yörüklük, beton bloklar arasında sergilenecek bir folklor unsuru değil; doğayla, yaylayla, göçle ve özgürlükle anlam kazanan bir yaşam biçimidir…
Yıllardır insanlara yapay bir şeyi gerçekmiş gibi yutturuyorsunuz ve adına da “nesilden nesile” diyorsunuz… O nesil İrem Derici’yi bilmezdi ama şimdikilerin kültürel dokusu İrem Derici’ile rol model ilişkisine girmiş… İrem Derici’yle Nesilden Nesile… Bari şu masum ‘nesil’ sözcüğünü yok etmeyin… Deyin ki: Rezilden rezile…
Eli ayağı tutanlar ise bu olup bitene seyirci kalıyor… Kim bilir, mangal da yakarlar. Gelmişleyin şöyle birkaç Zincir Market açılışı da yaparlar. Sonrasında elde çiçek gülen sahte yüzler, fotoğraf çekilmezse olmaz… İrem Derici’yi ağırladık falan filan…
Benzer bir tablo yağlı güreş organizasyonlarında da karşımıza çıkıyor. Asırlık bir spor geleneği, liyakatsiz yönetim anlayışıyla değer kaybediyor; köklü bir miras, sıradan bir gösteriye indirgeniyor. Gelenek korunmuyor, yalnızca tüketiliyor…
Kent estetiği ise ayrı bir yara. Plansızlık ve günü kurtarma telaşı, şehirleri kimliksizleştirirken, adeta vergisini veren Kumlucalılar cezalandırılıyor…
Ortaya çıkan manzara, düzenli bir kentten çok, gelişigüzel büyümüş bir gecekondu kültürünü andırıyor… Şehrin kalıcı esnafı ise bir kez daha eziliyor ve horlanıyor… Sahte bir plastik ve naylon görünümü bu şehre hiç ama hiç yakışmıyor…
Kültür ve sanat etkinlikleri adı altında sahneye çıkarılan kimi isimler ise şehrin estetik seviyesini yükseltmekten çok, onu sıradanlaştırıyor. Sanatın birleştirici ve yüceltici gücü yerine; gürültü, gösteriş ve anlamsız bir kalabalık sunuluyor. Şehir, bir kültür merkezinden ziyade, geçici bir panayır alanına dönüşüyor…
Sonuçta ortaya çıkan şey, ne gelenektir ne sanat ne de gerçek anlamda bir kent vizyonu. Ortada sadece gürültü, patırtı ve büyük bir kakafoni vardır. Kültürün özü kaybolmuş, geriye yalnızca gösteri kalmıştır…
Sahte dünyalar tam da böyle inşa edilir: Gerçeklerin üzeri örtülür, eleştiriler susturulur, gösteri hakikatin yerine geçirilir. Ama unutmamak gerekir ki; hakikat, eninde sonunda bütün makyajları siler.
Ve o gün geldiğinde, geriye yalnızca yapılanların gerçek değeri kalır…
Vesselam…