Bu memlekette bazı cümleler var, gerçek olmaktan çok slogan gibi çalışır.
“Bir gecede cahil kaldık” da onlardan biri. Bilgisiz, dayanaksız, çamur atma refleksi olarak çalışır. Tarih bilmeyenler tarafından, tarih bilmeyenlere inandırılır!
Kulağa sert geliyor, etkileyici duruyor, tartışmayı da anında hararetlendiriyor. Ama mesele sloganla çözülecek kadar basit değil.
Önce bazı gerçekleri görelim.
Cumhuriyet bir sabah uyanıp “Bugün Batılı olalım” demedi.
Batılılaşma dediğimiz süreç, öyle masa başında alınmış bir medeniyet kararı değil. Osmanlı’nın sahada yenile yenile yaşadığı bir ayılma sürecidir.
1699 Karlofça’dan sonra tokatın dozu artınca, devlet de aynaya bakmak zorunda kaldı:
“Biz nerede geri kaldık?”
Cevap romantik değildi. Top, tüfek, organizasyon. Yani akılda, bilimde, teknolojide geri kalmışlık.
O yüzden ilk adımlar kültürden değil, kışladan geldi.
Mühendislik okulları açıldı, yabancı uzmanlar getirildi, Avrupa’ya elçiler gönderildi. Yirmisekiz Mehmet Çelebi Paris’e sadece gezmeye gitmedi; adeta “bu adamlar neyi doğru yapıyor?” diye bakmaya gitti.
Sonra iş yavaş yavaş saraya, oradan topluma sızdı.
Lale Devri’nde zevkler değişti, III. Selim orduyu yenilemeye çalıştı, II. Mahmud kıyafetten bürokrasiye kadar işi kökten sarstı. Tanzimat ve Islahat derken mesele artık resmileşti: Devlet kendini baştan yazmaya girişti.
Ama asıl tartışma burada başlıyor:
Bu bir modernleşme miydi, yoksa sadece Batı’ya benzeme çabası mı?
Eleştirenler diyor ki:
“Ceket değişti ama kafa aynı kaldı.”
Haksız da sayılmazlar. Kanun almak kolay, o kanunu zihniyete dönüştürmek zor. Bürokrasi büyüdü ama her şey bir anda rasyonelleşmedi.
Savunanlar ise daha faydacı, uygulamaya dönük.
“Ortada çalışan bir model var, elbette oradan alacaksın.”
Onlar da haksız değil. Çünkü kimse tarih sahnesinde sıfırdan medeniyet inşa etmiyor.
Gerçek şöyle;
İkisinin arasında bir yerde.
Osmanlı modernleşti ama parçalı modernleşti. Yukarıdan zorladı, aşağıda karşılığı sınırlı kaldı. O yüzden hep iki dünya arasında sıkıştı.
Gelelim o meşhur cümleye:
“Bir gecede cahil kaldık.”
Hayır, kimse bir gecede cahil kalmaz.
Ama bir gecede okuduğun yazıyı okuyamaz hale gelebilirsin.
1928’de olan tam olarak buydu.
Harf Devrimi ile birlikte sistem aniden değişti. Devlet daireleri geçti, gazeteler geçti, resmi yazışmalar geçti. Eski yazı bir anda kamusal alandan çekildi.
Peki insanlar?
Onlar o kadar hızlı geçemedi.
Millet Mektepleri açıldı, yeni alfabe öğretildi, Atatürk kara tahta başına geçti. Ama toplumun adapte olması zaman aldı. Bazısı hızla öğrendi, bazısı geride kaldı.
Şimdi kritik ayrım şu:
Bilgi mi kayboldu, yoksa bilgiye ulaşma yolu mu değişti?
Cevap net: Yol değişti.
İnsanlar bildiklerini unutmadı. Ama eski yazıyı bilmeyen yeni kuşak, geçmişe doğrudan ulaşamaz hale geldi.
Dedesinin mezar taşını okuyamamaktan bahseden bir kitle oluştu. Okusalar ne öğrenecekler, bilmem!
Belki “hiçbir şey olmadı” demek doğru değil, “her şey bitti” demek de. Çünkü zaten sürekli tükenen bir şeyler vardı.
Evet, okuma yazma öğrenmek kolaylaştı.
Evet, eğitim yaygınlaştı.
Ama evet, geçmişle araya mesafe de girdi. Burada mesele geçmişte kalmak mıydı, geçmişten ders çıkarıp geleceği kurmak mı?
Tarih böyle bir şey zaten. Bir kapıyı açarken, başka bir kapıyı kapatırsın.
Bir gecede cahil kalmadık.
Ama bir gecede kütüphanenin dili değişti. Asıl konu o kütüphane nasıl ve ne kadar kullanılıyordu?
Kimimiz yeni raflara koştu,
kimimiz eski rafların önünde kaldı. Ne yazık ki raflardaki kitaplara dokunulmadı. Açıp bakılmadı. Baktığı iddia ederek, yanlı yorumlarla hikayeler kurgulayanların hikayeleri efsaneleşti. Efsaneler üzerinden karalama, aklama düellolarına dönüştü. Hala aynı kafa, aynı tas sürtüşülüp gidiyor.
Çok kişi 2. Mahmut dönemini, 3. Selim dönemini, Lale Devrini, Tanzimat’ı konuşmuyor. O dönemlerde “Nasıl giyiniliyordu, nasıl okunup yazılıyordu, neler eksikti, neler yapılmaya çalışıldı, ne kadar yapılabildi?” bakılmıyor, değerlendirilmiyor.
Bir türlü yansız, tarafsız olamıyoruz. Sürekli bir çatışma yaratma gayretindeyiz. Üç-dört yüzyıllık bir çıkış için çabalama süreci var. Tam çıkıyoruz dediğin yerde birileri aşağıdan çekme derdinde…
Sonuç, bir gecede cahil kalmışız! Bunu savunanlar çok bilgiliymiş gibi de anlatıyor. Devam ettirilmeye çalışılan tarihsel cehaletle nereye gideriz bakalım!
Esen kalınız!