Hat sanatı, sadece estetik bir yazı biçimi değil; kelâmın ruha dokunan, harfin mânâya secde ettiği bir yolculuktur. İslam medeniyetinde söz, vahiy ile yücelmiş; harf, ilahî hitabın taşıyıcısı olmuştur. Bu yüzden hattat, kalemi eline aldığında yalnız yazmaz; aynı zamanda susar, dinler ve bekler. Çünkü hakiki hat, yalnızca gözle değil, gönülle yazılır ve gönülle de okunur…
Akademisyen kimliğiyle uzun yıllar Elmalılı Hamdi Yazır üzerine çalışan Necmi Atik, onun ilmî derinliğinin yanında sanatkâr ruhunu da görünür kılmıştır. Elmalılı yalnızca bir müfessir değil, aynı zamanda harflerin estetik terbiyesini bilen bir hattattır. Cülüs tarzında verdiği eserler, kelâmın heybetini satırlara taşır. Cülüs; vakur, gösterişli ve iradeli bir yazıdır. Tıpkı Kur’an’ın hitabındaki azamet gibi…
Necmi Hocayla çoğu zaman kendi ofisinde buluştuk ve Elmalılı Hamdi Yazır hakkında sohbet ettik. Kendisi Güneşli Diyarlar ELMALI Dergisinin Yazı Kurulu üyeliğini yaptı. Dergimizde de yazıları yayınlandı… Hattatlık da onu çok iyi tanımlayan bir sanat alanı oldu…
Harf, hattatın elinde şekil alırken aslında bir iç arınmanın izini taşır. Çünkü hat sanatı sabır ister. Aynı harfi defalarca yazmak, nefsin aceleciliğini törpüler. Kalemin ucunda eğilen yalnız kamış değildir; insanın içindeki kibirdir. Mürekkep akarken kalp de akmalıdır. İşte bu yüzden hat, bir zikir biçimidir.
Ramazan ise başlı başına bir terbiye mektebidir. Oruç, bedeni sustururken ruhu konuşturur. Açlık, insanın içindeki fazlalıkları yakar; geriye özü kalır. Hat sanatı da böyledir: Fazlalığı sevmez. Ölçü, denge, oran… Her harfin boyu, her eğimin açısı hesaplıdır. Nasıl ki oruç mideyi disipline ederse, hat da gözü ve eli disipline eder…
Ramazan gecelerinde camilerin kubbelerine asılan mahyalar, birer hat levhası gibidir. “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan” yazısı göğe çekilmiş bir dua gibidir. Harfler ışık olur, şehir susar ve semaya bakar. O an, yazı yalnız bir metin değil; toplumsal bir hafıza hâline gelir…
“Âlem bir kitaptır.” Vurgulamasını yapar tasavvuf… İnsan da o kitabın bir harfidir. Hattat, harfi düzeltirken kendini düzeltir. Ramazan’da insan nefsini terbiye ederken aslında satır aralarını temizler. Çünkü kirli bir kalpten zarif bir harf doğmaz…
Hat sanatında boşluk da en az harf kadar kıymetlidir. Satır arası nefes gibidir. Ramazan da hayatın satır arasıdır; yılın telaşı içinde verilmiş ilahî bir nefes molası… İnsan o aralıkta kendini duyar…
Belki de bu yüzden hat ve Ramazan birbirine yakışır. Biri harfi arındırır, diğeri insanı. Biri mürekkebi ölçer, diğeri zamanı. Biri satırı güzelleştirir, diğeri ömrü…
Sonunda şunu fark ederiz: Kalem de oruç tutar aslında. Lüzumsuz kelime yazmaz. Harf, haddini bilir. İnsan da Ramazan’da haddini öğrenir…
Ve bir levhada “Bismillah” yazarken hattatın kalbi titrer. Çünkü bilir ki her başlangıç, bir niyet meselesidir. Ramazan da bir niyetle başlar. Niyet temizse, yazı güzelleşir; niyet berraksa, ömür de bir hat levhasına dönüşür.
Hat sanatı, kelâmın estetiğidir. Ramazan, insanın estetiği…
İkisi bir araya geldiğinde ortaya yalnız bir sanat değil, bir hâl çıkar:
Harflerin secdesi… Helal kelimeler de cabası olur…
Vesselam…