Dünya haritasını önümüze açıp baktığımızda, bazı noktaların sadece birer su yolu değil, küresel güç dengelerinin "şah damarı" olduğunu görürüz. Bugünlerde sosyal medyada ve kulislerde sıkça dile getirilen bir kıyaslama var: Hürmüz Boğazı ve Kanal İstanbul. Peki, binlerce kilometre mesafedeki bu iki nokta arasındaki benzerlik sadece coğrafi mi, yoksa işin içinde çok daha derin stratejik hesaplar mı var?

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği, Basra Körfezi'ni dış dünyaya bağlayan tek kapı. Buradaki en ufak bir gerilim, küresel enerji piyasalarında deprem etkisi yaratıyor. Hürmüz, sahip olduğu bu "tıkaç" potansiyeliyle, bölge ülkeleri için devasa bir koz, küresel güçler içinse her an patlamaya hazır bir barut fıçısı.

Bu denklemde, Türkiye’nin Kanal İstanbul’unu ele alacak olursak, Kanal İstanbul’un sadece bir şehircilik projesi değil, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamaların ötesine geçebilecek, Türkiye’ye tam egemenlik sahası yaratacak bir "jeopolitik anahtar" olduğu noktasında milletimizin kahir ekseriyeti hemfikir. Bu teze göre, Kanal İstanbul tamamlandığında Türkiye, tıpkı Hürmüz’deki gibi bir denetim ve stratejik üstünlük gücüne kavuşacak.

Projeye karşı duranlar aslında, Türkiye’nin eline geçecek olan bu büyük stratejik gücü engellemeye çalışan gizli ajandaların temsilcileri.

Hürmüz ve Kanal İstanbul kıyaslaması, Türkiye’nin bölgesel bir güçten küresel bir oyuncuya evrilme arzusunun sembolik bir yansımasıdır. Ancak asıl mesele, Türkiye'nin bu devasa satranç tahtasında hamlelerini ne kadar şeffaf ve rasyonel planladığıdır.