Bir zamanlar “hukuk”, “adalet” ve “yargı” kavramları insanlığın ortak vicdanını temsil ederdi. Devletleri dizginleyen, gücü sınırlayan, mazlumu koruyan evrensel ilkelerden söz ederdik. Bugün gelinen noktada ise yeni dünya düzeninin yazılı olmayan ama herkesin bildiği tek bir kuralı var: Gücün neye, nereye yetiyorsa; hukuk da odur.
Artık hukuk; haklıyı değil, güçlü olanı koruyor. Adalet; vicdanın değil, çıkarın hizmetinde. Yargı ise bağımsız bir teraziden çok, küresel güç merkezlerinin elinde bir süs eşyası gibi duruyor. Kağıt üzerinde hâlâ varlar ama sahada yoklar. Tıpkı bir cesedi bulunamayan kayıp gibi…
Gazze, bu acı gerçeğin en çıplak hâliyle yüzümüze vurulduğu yer oldu. Çocukların enkaz altından değil, doğrudan dünyanın gözleri önünde hayattan koparıldığı bir coğrafyada; hukuk, adalet ve yargının helvası çoktan yenildi. Kimse inkâr etmesin: Gazze’de yalnızca insanlar ölmedi, uluslararası hukuk da can verdi.
Birleşmiş Milletler kararları rafta kaldı, insan hakları sözleşmeleri kâğıt parçasına döndü. Sözüm ona “medenî dünya”, ekran başında kınama cümleleri kurarken, bombalar yağmaya devam etti. Güçlü olanın yaptığı “meşru müdafaa”, güçsüzün yaşama hakkı ise “istatistik” sayıldı. İşte yeni düzenin adalet anlayışı tam olarak budur.
Bugün hukukun cesedi aranıyor. En son Akdeniz’de görüldü; mülteci botlarının arasında, çocuk cansız bedenlerinin kıyıya vurduğu sularda… Belki Ege’de, belki Doğu Akdeniz’de. Bulunursa bir anıt mezar yaptırmak gerekiyor. Üzerine de şu yazılmalı:
“Burada hukuk yatıyor. Güçlüler tarafından öldürüldü, dünya tarafından sessizce gömüldü.”
Bu düzen yalnızca Gazze’yi ilgilendirmiyor. Bugün Filistin’de olan, yarın başka bir coğrafyada yaşanabilir. Çünkü hukuk, evrensel olmaktan çıkıp güçlünün elinde bir silaha dönüştüğünde, kimse güvende değildir. Sınırlar, pasaportlar, ittifaklar geçicidir; ama hukuksuzluğun yayılması kalıcıdır.
Asıl tehlike de burada yatıyor: İnsanlık, hukuksuzluğa alışıyor. Çifte standardı normalleştiriyor. “Bana dokunmayan yılan” anlayışı, yarının felaketlerine davetiye çıkarıyor. Oysa hukuk, tam da “bana dokunmayan” için vardı. Güçsüzü korumak için vardı.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Hukukun olmadığı bir dünyada, hangi düzen kalıcı olabilir?
Adaletin sustuğu bir çağda, hangi barış gerçek olabilir?
Cevabı acı ama net: Hiçbiri.
Gazze, insanlığa bir aynadır. Bakan herkes, aslında kendi vicdanını görür. Kimimiz yüzünü çevirir, kimimiz bakmaya cesaret eder. Ama gerçek değişmez: Yeni dünya düzeninde hukuk, ancak gücün izin verdiği kadar vardır.
Ve biz, hukukun helvasını yedik.
Şimdi sıra, vicdanımızı kaybetmemekte…