Türkiye, jeopolitik fay hatlarının hareketlendiği, küresel dengelerin yeniden kurulduğu ve belirsizliğin kural haline geldiği sancılı bir dönemden geçiyor. Böyle zamanlarda siyaset, sadece bir tercih meselesi değil; bir beka ve istikrar sınavıdır. Bugün toplumun kahir ekseriyetinin zihninde şekillenen temel soru şudur: Savrulacak mıyız, yoksa köklü bir tecrübeyle yolumuza devam mı edeceğiz?

Kişisel Beklentilerin Ötesinde Bir Sorumluluk

Siyaset, hiçbir zaman kişisel hayallerin veya bireysel ikbal arayışlarının tatmin sahası olmamıştır. Aksine, milletin geleceğinin omuzlandığı, ateşten bir gömlektir. Bugün geldiğimiz noktada; kırgınlıkların, gerçekleşmemiş beklentilerin ya da mikro siyasi hesapların, "devlet aklının" ve milli menfaatlerin önüne geçme lüksü yoktur.

Toplumun sağduyusu bizlere fısıldıyor: Gün, kenarda durup izleme günü değil; yük alma günüdür. Tarih, fırtınalı denizlerde gemiyi limana sağ salim ulaştıran kaptanın tecrübesini, geçici heveslere feda etmeyecek kadar hafıza sahibidir.

Tecrübe ile Belirsizliğin Ayrımı

Türkiye’nin önündeki seçenekler aslında oldukça berraktır:

* Bir yanda; uluslararası alanda saygınlığı ve ağırlığı tartışmasız, kriz yönetiminde rüştünü ispatlamış bir tecrübe ve Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki istikrar...

* Diğer yanda; henüz test edilmemiş, belirsizliklerle dolu ve savrulmaya açık hevesler...

Milletimiz, bu kritik dönemde birliğe ve dirliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzun farkındadır. Bu farkındalık, toplumu "ayrıştıran" değil "birleştiren" bir paydada buluşmaya zorlamaktadır. Milli menfaatler, siyasi mirası korumayı ve Türkiye’nin bekasını her türlü tartışmanın üzerinde tutmayı gerektirir.

Tarihin Hafızası Yanıltmaz

Kuşkusuz, demokrasilerde son söz ve takdir her zaman milletindir. Ancak unutulmamalıdır ki; tarih, aktörleri sadece söyledikleriyle değil, zor zamanlarda durdukları yerle kaydeder. Sorumluluk almak, sadece alkış toplamak değil, gerekirse gövdesini taşın altına koymaktır.

Bugün sağduyu sahibi her ferdin ulaştığı kanaat şudur: Türkiye’nin birliği, beraberliği ve güçlü yürüyüşü için tecrübenin yanında kenetlenmek, sadece siyasi bir tercih değil, vatani bir ödevdir. Çünkü bu yürüyüş, sadece bugünü değil, yarınlarımızı ve evlatlarımızın kaderini tayin edecektir.