Son günlerde bazı çevrelerde dolaşan bir senaryo var: “İsrail bize komşu olacak, ABD ve İsrail bize saldıracak”. Bu söylemleri dillendirenlere sesleniyorum: Şunu artık kafanıza sokun! Bu adamlar bize asla silahlı bir saldırı düzenlemez; düzenlemeyecekler de. Neden mi? Çünkü onların savaşı, top ve tüfekle kazanılacak bir savaş değil. Onların planı, Türkiye’yi tek kurşun atmadan, sandıkta ele geçirmek üzerine kurulu.
Evet, yanlış okumadınız. Türkiye’yi diz çökertmek isteyen dış güçlerin stratejisi, sınırlarımızda tanklarla belirmek değil; içimizdeki maşalarıyla seçim sandıklarında zafer kazanmak. Nitekim yıllardır süren algı operasyonları, kültürel bombardıman ve psikolojik harp yöntemleriyle milyonlarca insanımız adeta devşirildi. Peki, güçlü bir milletin evlatları nasıl oldu da kendi ülkesine, kendi cumhurbaşkanına düşman haline getirildi?
Bu sorunun cevabı aslında çok açık: 16-17 yaşındaki çocuklarımız, yasadışı siyaset ve yasadışı yayıncılık yoluyla sürekli bir algı bombardımanına tutuluyor. Sosyal medya mecralarında, dijital platformlarda bilinçaltları işleniyor. Onlara kendi vatanlarını sevdirmek yerine, nefret tohumları ekiliyor. “Türkiye düşmanlığı” adeta bir kimlik haline getiriliyor. Bu gençler, farkında olmadan, kendi ülkelerine yabancılaştırılıyor.
Peki, bu durum karşısında biz ne yapıyoruz? Rehavete kapılıp “Nasıl olsa kazanırız” rahatlığıyla oturuyoruz. Oysa unutmayalım ki, bu oyunun kuralı değişti. Artık savaş meydanları değil, sandıklar hedefte. Onlar için yeterli olan, kendi adamlarının yüzde 50,01 oy alması. Bir puanlık fark bile onlar için zafer, bizim için hezimet anlamına geliyor.
Dahası, geçmişte yaşadıklarımız ortada. Gece yarısı adliyeler açılarak alenen oy çalınan bir ülke olduğumuzu unutmayalım. Devletin tüm kurumlarıyla seyirci kaldığı o karanlık geceyi hafızalarımızdan silmeyelim. Aynı senaryoların tekrar sahnelenmemesi için bugünden tedbir almak zorundayız.
İçinde bulunduğumuz rehavet, ilk seçimde kabusa dönüşebilir. Çünkü artık sadece dışarıdan gelen tehditlerle değil, içimizdeki organize ihanet şebekeleriyle karşı karşıyayız. Amerikan tanklarına selam duracak milyonların varlığından söz ediyoruz. Bu kadar büyük bir iç tehdit karşısında OHAL’siz bertaraf etmenin imkânı kalmamıştır.
Türk milletinin kendine gelmesinin vakti çoktan geçti. Evlatlarımızın beyinlerini yıkamaya çalışan bu kirli elleri görmek, deşifre etmek ve gereken mücadeleyi vermek zorundayız. Unutmayalım ki, bir ülkeyi yıkmak için ordulara gerek yoktur; yeter ki o ülkenin insanları birbirine düşman edilsin.
Türkiye’nin asıl savaşı, sınırlarının ötesinde değil, kendi içinde veriliyor. Bu savaşı kazanmak için uyanık olmalı, uyanık kalmayı bilmeliyiz. Aksi halde, farkında bile olmadan kaybettirilen bir ülkenin enkazı altında kalabiliriz. Uyanık olalım, uyanık kalalım. Çünkü tehlike kapıda değil, içeride.