“Ben Yaparım, Dünya Susar!” Yanılgısı
Egemenlik sahasını önce ablukaya alacaksınız… Sonra içeriden devşirilmiş işbirlikçilerle seçilmiş bir devlet başkanını devireceksiniz…
Gözlerini bağlayıp binlerce kilometre öteye, Amerika’ya götüreceksiniz…
Ardından da tüm dünyaya şu mesajı vereceksiniz:
“Artık benim kanunlarım geçerli. Uluslararası hukuk mu? O da ne!”
Bu sahne bir Hollywood senaryosu değil. Bu, çağımızın acı gerçeği.
Amerika Birleşik Devletleri’nin bir ülkenin egemenliğini fiilen yok sayarak, seçilmiş bir lideri kendi topraklarına götürüp “Amerikan kanunlarıyla yargılayacağını” ilan etmesi, uluslararası düzenin fiilen çöktüğünün ilanıdır. Bu, Birleşmiş Milletler sözleşmelerinin, devletlerin egemen eşitliğinin, uluslararası hukukun açıkça çöpe atılmasıdır.
Mesaj nettir:
“Güç bende. İstediğimi iktidara getiririm, istemediğimi deviririm.”
Kısa vadede bu, Washington’daki masa başı hesaplarında bir “başarı” gibi görülebilir. Ancak tarih bize defalarca göstermiştir ki; zorbalık hiçbir zaman kalıcı bir meşruiyet üretmez. Sadece biriktirilmiş öfke üretir.
Bugün Gazze’de İsrail’e ve onun hamisi olarak görülen Amerikan askerlerine karşı oluşan nefret, artık gizlenemez boyuttadır. Bu öfke sadece Filistin sokaklarında değil; Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da, hatta Batı metropollerinin arka sokaklarında yankılanmaktadır. Venezüella ile birlikte bu tablo artık ayyuka çıkmıştır.
Daha da vahimi; “askeri güçle Venezüella’ya el koyduğunu ilan etmek” gibi pervasız söylemler, ABD’nin sadece devletlere değil, halklara da meydan okuduğunu göstermektedir. Bu tür bir kibir, uzun vadede Amerika’ya ve Amerikalılara karşı küresel bir tepki dalgasını kaçınılmaz olarak büyütecektir.
Bugün İsraillilerin dünyanın birçok yerinde nasıl protesto edildiğini, nasıl dışlandığını, nasıl hedef haline getirildiğini görüyoruz. Aynı sürecin, aynı mantıkla, aynı hoyratlıkla devam edilmesi halinde Amerikalılar için de yaşanmayacağını kim iddia edebilir?
İddia ediyorum:
Zorbalık sürdükçe, bu düzen devam ettikçe, “ben yaptım oldu” anlayışı hâkim oldukça; bugün başkalarını kapı dışarı edenler, yarın kendileri kapı dışarı edilecektir.
Çünkü dünya artık şunu çok net görüyor:
Bu bir demokrasi mücadelesi değil.
Bu bir hukuk arayışı hiç değil.
Bu, çıplak gücün, pervasız bir tahakkümün ve orman kanunlarının dayatılmasıdır.
Ve tarih, orman kanunlarını uygulayanlara karşı her zaman geç de olsa hükmünü vermiştir.