Gazze’yi yazarken aslında insanın içindeki yangını yazıyoruz. Çünkü Gazze, haritaya sıkışmış bir toprak parçası değil; insanın kalbinde imtihan edilen sabrın adıdır. Ramazan ise bu imtihanın aynası… Bu yüzden de Gazze üzerine çok yazı yazdım, Bebeklerin, çocukların, kadınların, gençlerin Gazze’si üzerinde kafa yordum…
Söylenegelmiştir; “Açlık, kalbin pasını siler.” Biz açlığı nefsimizi terbiye etmek için seçeriz. Gazze’de ise açlık, kaderin ağır bir misafiri gibi kapıyı çalar. Fakat orada açlık sadece midede değil; yoklukta, yıkılmış duvarlarda, suskun gecelerde dolaşır. Yine de o insanların yüzünde gördüğümüz tebessüm, bize şunu fısıldar: Sabır, şikâyetsizce Hakk’a yürüyebilmektir…
Ramazan, insanı kendine döndürür. Gazze ise insanı hakikate çağırır…
Harabe olmuş evlerin arasında kurulan iftar sofraları, zahirde bir yoksulluğun ifadesidir; batında ise zenginliğin. Çünkü tasavvuf, varlıkla değil hâlle ilgilenir. Sofrada hurma olmayabilir; ama kalpte teslimiyet vardır. Su az olabilir; ama tevekkül boldur. İşte bu, “fakr” makamıdır. Fakr, yoksulluk değil; kulun kendini bütünüyle Hakk’a muhtaç bilmesidir… Gerçeğin isyan dili de budur zaten…
Gazze’de Ramazan, sadece oruç değildir. Orada her gün bir sabır, her gece bir yakarış, her sabah yeniden diriliştir. Yıkılmış minarelerin gölgesinde edilen dua, bize şunu öğretir: Mekân yıkılabilir ama iman yıkılmaz. Çünkü iman, taşta değil kalpte durur…
Tasavvuf yolunun en çetin duraklarından biri rızadır. Başına geleni inkâr etmeden, tembelliğe düşmeden, kalbi Hakk’a bağlayabilmek… Gazze’de gördüğümüz direniş, belki de bu rıza makamının en ağır hâlidir. Bu, pasif bir kabulleniş değil; içteki teslimiyetle dıştaki mücadeleyi birleştiren bir duruştur…
Ramazan paylaşmaktır. Gazze’de paylaşım, lokmanın ikiye bölünmesi değildir sadece; acının bölüşülmesidir. Ve acı bölündükçe azalır. İşte bu yüzden orada dayanışma, bir siyaset değil; bir kalp işidir… Empatidir, vicdamdır…
Belki de Gazze, bize Ramazan’ın hakikatini hatırlatıyor: Oruç sadece aç kalmak değildir; zulme karşı susmamaktır. Sabır sadece beklemek değildir; umudu korumaktır. Ve direniş sadece savaşmak değildir; insan kalabilmektir…
Tasavvuf ehli “Kalp kırmak, Kâbe yıkmaktan beterdir” der. Gazze’de kırılan her kalp, aslında insanlığın imtihanıdır. Ramazan bu imtihanı görünür kılar. Çünkü Ramazan, insanın kendine yalan söyleyemediği aydır…
Ve nihayetinde Gazze bugün bize şunu söylüyor:
Gerçek iftar, adaletle açılır…
Gerçek oruç, vicdanla tutulur…
Ve gerçek teslimiyet, zulme boyun eğmeden Hakk’a yönelmektir…
Gazze ile Ramazan vurgusu yapılırken dikkat edilmesi gereken şey, acıyı duygusal bir noktaya taşımak değil; o direnci ve insanlık hâlini görünür kılmaktır. Ramazan’ın ruhu; empati, merhamet ve sorumluluktur. Eğer Ramazan sadece bireysel ibadete indirgenirse eksik kalır. Gazze, Ramazan’ın toplumsal boyutunu bize hatırlatır: Komşunu gözetmek, zulme sessiz kalmamak, adalet talep etmek… Ramazan, Gazze’de sadece bir ay değil; sabrın, direnişin ve paylaşmanın adıdır…
Vesselam…