Siyasetin dili çoğu zaman yüksek perdeden konuşur. Büyük cümleler kurar, büyük vaatler savurur, büyük iddialarla sahne alır. Fakat o büyük sözlerin arasında kaybolan bir şey vardır: sahicilik. İşte tam bu noktada, Kemer’de yaşayan ve çalışan Sedat Karakaya’nın duruşu farklı bir yerden başlar…

Onu anlatırken en başa “insan” kelimesini koymak gerekir. Çünkü sahicilik, önce insanın kendisi olabilmesiyle başlar. Kendi sesiyle konuşabilmek, kalabalığın rüzgârına kapılmadan yürüyebilmek, doğayla ve insanla kurduğu ilişkiyi çıkar hesaplarının önüne koyabilmek… Sedat Karakaya’nın siyasetle kurduğu bağ da tam olarak buradan beslenir… Sevimli, heyecanlı ve eğlendirici bir kişiliği Sedat Karakaya’ya daha da bir anlam yükler…

Kemer’de iş yapar ama Kemer’i sadece bir ticaret alanı olarak görmez. Bu kente bir ‘kemer’gibi bağlanmış, onu tutan, kollayan, sahiplenen bir anlayışı vardır. Doğayla kurduğu dil; dağla, denizle, ağaçla ve sokaktaki canlıyla kurduğu sorumluluk bilinci, onun siyaset anlayışının temelini oluşturur. Çevreyi korumayı bir slogan değil, bir karakter meselesi olarak görür. Çünkü bilir ki doğaya duyarsız bir siyaset, insana da duyarsızdır…

Sedat Karakaya’nın en belirgin yönlerinden biri emekçi karakteridir. Mütevazıdır; kürsüden değil, hayatın içinden konuşur. Eleştirel gücü kuvvetlidir. Kim olursa olsun, eğer ortada yanlış bir tutum varsa, bunu dile getirmekten çekinmez. “Evet”i gerçekten evettir, “hayır”ı gerçekten hayır…

Örnek mi: Finike Belediyesinin Hayvan Barınağında olup bitene karşı tavır almış ve benim yazıma geniş bir yorum yapmış ve yazımı da paylaşmıştır… Üstelik aynı partinin mensupları olduğu halde… Görmezlikten vazgeçmemiştir… Bu netlik, onun siyaset sahnesindeki en ayırt edici tarafıdır…

Bugünün siyaset ikliminde yalakalığın ve goygoyculuğun sıradanlaştığı bir atmosferde, o samimiyetiyle var olur. Popüler olma kaygısıyla değil, doğru olma kaygısıyla hareket eder. An’a değer yükler, zamana iz bırakmaya çalışır, yaşadığı kente sorumluluk hissiyle yaklaşır. Eleştiriyi yıkmak için değil, inşa etmek için kullanır. Bu yönüyle bir “eleştiri işçisi”dir; laf üretmez, düşünce üretir… Sanatsal duruşu, bilimsel bakış acısıyla da kenti bir bütün olarak görür…

Sahicilik, insanın hem kendine hem topluma karşı dürüst olmasıdır. Sedat Karakaya’nın portresi de tam olarak bu dürüstlük çizgisinde şekillenir. O, siyaseti bir kariyer basamağı değil; yaşadığı kente, doğaya ve insana karşı bir sorumluluk alanı olarak görür…

Siyasetin yüksek sesine karşı, vicdanın sakin ama kararlı sesidir desem: yanlış bir cümle kurmam diye düşünüyorum…

Vesselam…