“Bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz, herkesi bazen kandırabilirsiniz, ama herkesi her zaman kandıramazsınız. “

Söz hoşuma gitti. Şöyle bir kafa yorayım dedim.

Bu cümle aslında üç aşamalı bir insanlık tespitidir.

“İnsanların bir kısmı sürekli kandırılabilir.”

Eğer sürekli kandırılıyorsa gerçeği görme yeterliliği düşüktür ya da gerçeği görmek istemiyordur.

Bazen korku bazen bağımlılık sürekli kandırılmanın sebebi olabilir.

“Herkes bazen kandırılabilir.”

Çünkü her insan sınırlıdır. Bilişsel yanlılıkları, yanılgıları, boş bulunmaları, gerçek olmayana inanmaları olabilir. Bazen kandırılmak normal ve insanidir. Bir zeka sorunu değildir.

“Ama herkes her zaman kandırılamaz.”

İşte asıl gerçeklik budur. Herkesi sürekli kandırmak mümkün değildir. Kandırılmaların sonucunda kırılmalar yaşanır. O an, en saf görünen insan bile çok netleşir. Hatta bazen o netlik sert olur. Bir daha kandırılmaz ama bir daha da güvenmez.

İnsanlar günlük hayatta genellikle şu sebeplerle kandırılır:Üşengeçlik, taraflılık, sosyal uyum ihtiyacı, iyi niyet.

Bazen gerçeği kontrol etmek zahmetlidir. Kandırılır, önemsemez. “Boş ver” der.

Bazen gerçeği görür ama ortamı bozmak istemez. Bu bilinçli bir kandırılmadır. Ortamı bozmak istemez.

Bazen insanlar taraf oldukları için kandırılırlar. Kandırıldıklarının farkına varmazlar. Her şey onların iyiliği içinmiş gibi algılarlar. Kandırılmanın “dayanılmaz hafifliğini” yaşarlar! Bağımlılığa dönüşür.

Bazen insanlar karşılarındaki insanı kendileri kadar dürüst zanneder ve güvenir. Kandırılmanın en sevdiği zemin budur. İyi niyetinden kandırılan kişi aptal değildir, güvenmeyi seçmiştir. İyi niyetinin kurbanıdır.

Günlük hayatta insanlar genellikle iyi niyetten kandırılır. İlk kandırıldıklarında şaşırır, ikincide kızar, üçüncüde tepki verirler. Bu savunmacı ve kandıranı geri adım attıracak doğru tutumdur.

Kandırılmaların çok olduğu toplumlarda güvensizlik iklimi oluşur. Sert tepkiler ortaya çıkar. Mesafeler konulur. Bireysel ilişkilerde kopmalar olur. Ancak her zaman kandırılacak birileri bulunur ve kandırmaya çalışanlar çoğalır.

En büyük tehlike ise kandırmaların normalleşmesidir. Bu durumda güven kültürü çöker. Korkuyla, baskıyla kandırma girişimleri yaygınlaşır.

“Kimse saf değil ama kimse güvenilir de değil.” diye düşünmeye başlandıysa toplumsal erozyon başlamıştır.

Bu kandırmacalar içinde kandırılan insanlar üzülür, kandıranlar yüzsüzleşir.

Toplumun kandıranlarına, toplum olarak karşı konulmalıdır.

Bireysel ilişkilerde tepki net verilmelidir.

“Kimse kimseyi kandırmasın!” Durum bu… Her insanın bir kandırılma hikayesi vardır sanırım.

Benim çok var Tabi içimizdeki insan sevgisinden…

Şimdi, ne kadar güveniyoruz? Ne kadar temkinliyiz? Kandırılma eşiğimiz nedir?

Ne dersiniz?

Esen kalın!…