Bazen bir toplumun vicdanı, en zayıfa nasıl davrandığında ortaya çıkar…

Bir çocuğa, bir yaşlıya, bir ağaca, bir canlıya…

Ve en çok da dile gelemeyen bir cana. Bugün Finike’de yaşananlar, tam da böyle bir vicdan sınavını önümüze koyuyor…

Sokak hayvanlarına yönelik duyarsızlık iddiaları, rehabilitasyon merkezinden yansıyan görüntüler ve kamuoyunda oluşan derin hayal kırıklığı uğrattı…

Defalarca dile getirildiği söylenen sorunlara rağmen somut adımların atılmadığı yönündeki eleştiriler, meseleyi sadece yerel bir problem olmaktan çıkardı; toplumsal bir yüzleşmeye dönüştürdü.

Bu süreçte hayvanların yaşam koşullarına dikkat çeken ve kamuoyu oluşturan HAYCAN gibi oluşumlar, barınaklardaki şartların iyileştirilmesi gerektiğini, gerekirse hayvanların daha uygun merkezlere nakledilmesini savundu. Onlara destek veren duyarlı vatandaşlar ise konunun ideolojik değil, insani bir mesele olduğunun altını çizdi: Rehabilitasyon, sadece toplamak değil; iyileştirmek, yaşatmak ve korumaktır… Bu merkezin yaşatılmasından ve koşullarının iyileştirilmesinden yana olduklarını da ısrarla dile getiriyorlar…

Öte yandan Antalya Veteriner Hekimler Odası tarafından yapılan açıklama da dikkat çekiciydi. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin kendilerini derinden üzdüğünü belirten oda, hayvan refahının en temel hassasiyetleri olduğunu vurguladı. Ancak yaşanan olumsuzlukların iki veteriner hekimin sorumluluğundaymış gibi bir algı oluşturulmasını da kabul etmediklerini ifade etti. Altyapı eksiklikleri, personel yetersizliği ve sistemsel sorunlara rağmen görev yapan veterinerlerin büyük bir fedakârlıkla çalıştığını, ihtiyaçların da ilgili makamlara düzenli olarak bildirildiğini kamuoyuyla paylaştı.

Tam da burada mesele düğümleniyor: Sorumluluk bireylerde mi, sistemde mi? İhmalkârlık mı var, yoksa imkânsızlık mı? Belki de her ikisinin iç içe geçtiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Fakat hangi gerekçe öne sürülürse sürülsün, ortaya çıkan görüntüler toplum vicdanında bir yara açmıştır. Çünkü söz konusu olan bir “hizmet aksaması” değil, canlıların yaşam hakkıdır.

Bir dönem sokak hayvanları derneği başkanlığı yapmış biri olarak, o görüntüleri izlerken içimin sızlamasını tarif etmek zor. Yıllarca mama peşinde koşan gönüllüleri, yağmurda bir kulübe yapmaya çalışan gençleri, cebindeki son parayı tedaviye veren insanları düşündüm. Bu mesele, birkaç kişinin değil; bu topraklarda merhamet duygusunu ayakta tutmaya çalışan herkesin meselesidir.

Yerel yönetimlerin görevi, sorumluluğu bir yerden başka bir yere taşımak değil; çözümü inşa etmektir. Hayvanları şehir dışına göndermek ya da görünmez kılmak çözüm değildir. Kalıcı çözüm; modern, yeterli kapasiteli, şeffaf denetime açık rehabilitasyon merkezleri kurmak; veteriner ve personel sayısını artırmak; gönüllülerle iş birliği içinde çalışmak ve kamuoyunu düzenli bilgilendirmektir.

Finike ve Kumluca bugün bir sınavdan geçiyor. Bu sınavın adı “hayvan sorunu” değil; vicdan sınavıdır. Eğer biz, konuşamayan bir canın hakkını savunamıyorsak; yarın kendi hakkımızı savunacak zemini de zayıflatmış oluruz…

Bir günde Finike Limanını tam yirmi beş yıllığına kiralayanların hiç mi yüreği sızlamaz bu görüntülerden… İşin şov kısmı gündeme gelinci Eline birer köpek alıp poz verenlerin vicdanında bir sızlama olmaz mı?

Bu nasıl bir aymazlıktır…

Merhamet, bir belediye politikası değil; bir medeniyet ölçüsüdür…

Ve bu ölçü, tam da şimdi tartılmaktadır…

Öte yandan, Çeviren kardeşler de; gazeteci olmanın ve kamuoyuna aydınlatmanın gereğini layıkıyla yapmışlar, kamuoyunu da hassasiyete davet ederek Sorumlu Gazetecilik örneği vermişlerdir… Her iki meslektaşımı da canı gönülden kutluyorum…

Barınağın da tamamen boşaltıldığı haber düşüyor önüme… Bir de günün anısına kana bulanmış ellerin görüntüsünü görüyorum gömlekte… Bir kez daha içim sızlıyor… O önlüğü de Sakin Şehir sorumlularına hediye ediyorum…

Vesselam…