Yeni yıl, geçen haftaların, ayların geçip gitmesi değildir; aynı zamanda duygularımızın kim tarafından ve nasıl üretildiğini yeniden sorma zamanıdır. Neşe mi, keder mi? Umut mu, korku mu?

Ve en önemlisi: Bunlar gerçekten bize mi ait?

Spinoza’yı bu topraklarda ilk kez sahici biçimde tanıtan ve tartıştıran isimlerden biri Ulus Baker’di. Elinde lime lime edilmiş kitaplarla dolaşır, Spinoza’yı bir doktrin gibi değil, yaşayan bir düşünce olarak ele alırdı. Onun sayesinde “doğal olanı”, doğanın birliğini ve insanın bu bütün içindeki yerini düşünmeyi öğrendik. Bu düşünsel cesarete yayıncı duyarlılığıyla eşlik eden Mehmet Gök ise Spinoza’yı raflardan hayata indiren isimlerden biri oldu…

Sonradan sonraya Edibe’nin Bavulu kitabını yazarken, adı konmamış bir Spinoza ile karşılaştım… Bunu da bir köşe yazımda dile getirmiştim…

Spinoza’nın temel önermesi hâlâ sarsıcıdır:

İnsan, zorunluluğunun bilincine vardığında özgürleşir.

Bu özgürlük keyfî değil; varoluş kudretimizi artıran karşılaşmaları seçebilme yetisidir. İşte burada duygu politikası devreye girer…

Spinoza bu yüzden açlığı gidermek kadar, melankoliyi kovmanın da yaşamsal olduğunu söyler. Keyfi yasaklamak, neşeyi suç gibi göstermek, ancak hüzünlü bir hurafeciliğin işidir…

Neşe hafiflik değildir;

neşe bir direniş biçimidir…

Bu yüzden “şenlikli muhalefet” rastgele bir söz değildir. Neşe ortaklaştırır, keder ise yalıtır. Bugün bizi sürekli “şanlı geçmişe”, “ölmüş değerlere”, “yasa ve çileye” çağıran her sese temkinle bakmak gerekir. Hannah Arendt’in hatırlattığı gibi mesele geçmişin nostaljisi değil, yeniden başlamanın olanaklarıdır.

Spinoza’nın sorusu hâlâ geçerli:

Duygularını kim tayin ediyor?

Hayallerini kim ekiyor?

Hangi bayrağı sallarken kendi ruhundan ne ödüyorsun?

İnsanı neşeden uzaklaştıran her yasa, her kurum, her somurtkan itaat çağrısı keder üretir. O yüzden Spinoza bugün de uyarır: “kendin ol ve kendini aşındıma… Kendi gerçekliğini yaşa… Kimse için yiyip içme, giyinme ve doğal olanın bileşkesinden de kopma” Yeni yıl bize hazır umutlar sunmaz… Ama umudu kurma cesareti verir. Belki de bu yılın en politik eylemi şudur:

Neşeyi savunmak, birlikte düşünmek ve yeniden başlamaktan korkmamak…

Ulus’un, Edibe’nin ve Mehmet kardeşimin de Ay’a, Güneşe ve Yıldızlara yazılmış bir mektup ile yeni yıllarını kutluyorum…

İyiliği ve dostluğu yüreğinde duyan tüm insanların da Yeni Yılı Kutlu Olsun…