2025’e kendi zaviyemden baktığımda, geriye dönüp gördüğüm şey çok berrak: bol ameliyat, bol yazı ve bol olumsuzluk… Yaşadığım bu çukurda, hayatın ağırlığı insanın üzerine kat kat çöktü. Lümpen hayatların sürüklediği İntiharlar, trafik kazalarında yitip giden gençler, betona gömülen şehirler… Neredeyse yüz yazıda bunları kayda geçirdim. Çünkü unutmamak bir vicdan borcuydu; yazmak ise direnmenin son biçimiydi…

Omuz hizasından dönüp geriye baktığımda fark ettiğim ilk gerçek şu oldu: Emre Güzelyürek’i ilçe başkanlığına taşıyan irade ile belediyeyi iktidara getiren irade aynıydı. Ne var ki belediyeyi, halkın yanında hiç görmedik. Bunu defalarca yazdım. Tuzu kuru olanların “şehir” diye bir derdi olmuyor. Her şeyi seçilene kadar seferber ediyorlar; sonrası ise büyük bir boşluk. Hak getire…

Verilen sözler, vaatler ve hayata geçirilenler arasındaki uçurumu; Sabun Köpüğü Gündem, Lay laylom Belediyeciliği ve Omurgasız Siyaset başlıkları altında defalarca gündeme taşıdım. Oysa bu yönetim seçimlere nasıl vaatlerle gitmişti? Bir bakıldığında, Kumlucalı gençlere burs desteğinden Sarnıçtepe Kent Ormanı’na kadar yaklaşık kırk ayrı söz verilmişti. Bugün gelinen noktada ne burs var ne de kent ormanı…

Dahası var: Gençlerin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayacak alanlar bir bir ücretli hale getirildi. Ormanlar çayır çayır yanarken, belediye başkanının ormanlık bir alanda mangal keyfi yapması ise bu kopuşun sembolü gibiydi… Bunları ben uydurmadım; vaatlerin içinden çekip aldım. Merak edenler arayıp bulabilirler...

“Bizim tesislere cebinde on lirası olmayan gelmesin” diyen zihniyetle, halkın yanında durulamayacağını zaten biliyoruz. Kendi halkının yanında olmayan bir belediye, çiftçisinin yanında olur mu? Elbette olmaz. Oysa “üreticinin sesi olacağız” diye de söz verilmişti. Kendi yaşadığı yere saygısı olmayanın, kendisine de saygısı olmaz. Bu yalnızca ahlaki değil; aynı zamanda sosyolojik ve psiko-sosyal bir gerçekliktir…

Kendi esnafının yanında durmak yerine Migros açıp alışverişi oradan öneren bir anlayışla karşı karşıyayız. Çiftçisinin sorunlarını dile getirmek yerine, Demre’de baklava şubesi açılışına giden bir belediyecilik… Sanki Demreliler kendi açılışlarını yapamazmış gibi. Bu, yerelden kopuşun ve aidiyet yitiminiň açık bir göstergesi değil midir?

2025 yılı, Kumluca çukurunda benzerinin aynısının, tekrarının tekrarı yaşanan bir yıl oldu. Dünya gündemine uygun bir üretim potansiyeline sahipken bunu unuttu. Gazze sürecini yok saydı. Kendi tarihsel ve kültürel odak noktalarına hiç eğilmedi. Bir yıl böylece heba edildi…

Hak, hukuk ve hakkaniyet bu çukura uğramadı. Belki de en acı gerçek bu. Çünkü bir şehir, yalnızca yollarıyla, binalarıyla değil; vicdanıyla ayakta durur. Vicdan yıkıldığında geriye sadece beton ve sessizlik kalır…

Ve ben, bu sessizliği kayda geçirdim. Çünkü yazmak, bazen sadece yazmak değildir; tanıklıktır…

Vesselam...