Tartışma deyince hep kavganın bir adım öncesi gelir akıllara. Haksız da değiliz hani. Çünkü bizde tartışmalar kavga eder gibidir. Hatta bazen kavgaya bile dönüşebilir. Peki niye böyledir? Tabi ki yine psikolojik, felsefik ve pedagojik çok sebebi var.
Önce öğrenmeyle başlayalım. Çünkü öğrenme gerçekleşmeden tartışma olmaz.
Öğrenme pasif değil, aktif bir etkileşimdir. Beş adımda gerçekleşir.
Maruz kalma, Anlama, Sorgulama, Uygulama ve Anlatma
Bu beş adım birlikte gerçekleşmezse olan şey öğrenme değil, geçici ezberdir. Çoğu zaman insanlara çözüm üretmez.
Maruz kalma:
Her bilgi eşit değildir. Öncelikle mümkün olduğu kadar dayanaklı ve doğru bilgi seçilmelidir.
Az ama kaliteli kitap ve makaleler, derinlikli konuşmalar, farklı görüşlerdeki yaklaşımlar…
Anlama:
Anlamadan okumak ve dinlemek öğrenmenin düşmanıdır. Anlamak için gerekirse tekrar yapılmalıdır.
Sorgula:
Şu soruları sormadan öğrenme doğru sayılmaz: Bu doğru mu? Neye dayanıyor? Tersi mümkün mü? Ben katılıyor muyum?
Sorgulama yoksa, o öğrenme değil, inanmaktır. İnanmak, bilginin doğru olduğu anlamına gelmez.
Uygulama:
Bilgi kullanılmıyorsa uçar. Öğrenilen bilgi yazılmalı, tartışılmalı, günlük hayatta kullanılmalıdır.
Anlatma
Bir şeyi gerçekten öğrendiysen, basitçe anlatabilirsin. Anlatamıyorsan ya eksik öğrenmiş ya da öğrenememişsindir.
Öğrenme doğru olursa fikir gelişir, esner, başka fikirlere yer açar, değerlendirir.
Öğrenme doğru olmazsa fikir sabitleşir. Buna sabit fikirlilik denir. Sabit fikirlilik, zekâ eksikliği değil; esneklik eksikliğidir. Ve esneklik kas gibidir, çalıştırılmazsa körelir.
Sabit fikirlilik, insanın bir düşünceye ya da inanca adeta çivi gibi çakılıp kalmasıdır. Yeni bilgi gelse de, karşı argümanlar mantıklı da olsa o fikir yerinden oynamaz. Kısaca: “Ben kararımı verdim, gerçekler kendini bana göre ayarlasın” durumu.
Sabit fikir bazen bir fikri değil, bir tarafı seçer. Sonra o tarafın hazır paket argümanlarını kullanır. Yani ortada özgün bir düşünce değil, öğrenilmiş bir ezber vardır. Kanıtsız, sorgusuz!..
Bu durumda:
Kişi farklı bakış açılarını tehdit gibi görür. Tartışmayı öğrenme alanı değil, “kazanma” alanı yapar. Fikri kaybederse grubunun fikrinin kaybedeceği ve kurdukları düşünce sisteminin çökeceği korkusunu taşır. Bu yüzden genelde dinlemez, sadece cevap vermek için bekler. Çünkü o fikrini sunma ya da karşı tarafın fikrini değerlendirme derdinde değildir. Bu bir tartışmaysa kazanan gerçekler değil, sabit fikirlinin doğru diye inandığı fikir olmalıdır. Bunun için her yol mübahtır. Çünkü o anlamaya değil, savunmaya odaklıdır. Sesler yükselir, tansiyon artar, suçlamalar tavan yapar, çamurlar atılır, konular saptırılır…
Sabit fikir kazanamazsa bile karşı fikre kazandırmamak için tüm yolları dener. Çünkü karşı fikri kazandırtmamış olmak sabit fikrin kazancıdır.
Ee, adı üstünde sabit fikir işte!.. İşin trajik yönü şudur: Sabit fikirli, sabit fikirli olduğunu kabul etmez. Kazandıran son darbe de budur çoğunlukla! “Sen sabit fikirlisin! Sen körsün! Senin bilmediğin çok şey var!…”
Hele iki sabit fikirlinin tartışması, daha aksiyonlu olur. Orada izleyici olmak en güzelidir! Çünkü her iki taraf da sabit fikirlerinde izleyiciden onay almak için yırtınır! Kim daha çok onay alırsa kazanan o olacaktır!
Peki fikir neden sabit olur?
Bilgi tek yönlü kaynaklardan öğrenilir , sonra kendi görüşünü destekleyen kaynaklarla devam edilir. Onay bağımlılığı oluşur. Tartılmaz, sorgulanmaz. Aslında bu bilgiyi öğrenmek değil, bilgiye inanmaktır. Bu durum eğitim ve düşünme pratiği eksikliğiyle ilgilidir.
Bazı fikirler kişinin kimliği haline gelir. O fikri sorgulamak kendini sorgulamak gibi hissedilir.
İnsan beyni çoğunlukla belirsizlikleri ve riskleri sevmez. Yeni fikirler bilişsel açıdan insanları yorar ve bazen yaşam alanını tehdit eder. Çoğu insan için sabit fikir, güvenli bir limandır.
Tabi bazen narsistik kişilik sendromu da sabit fikirliliği besler.
Bu durumda kişi gelişmez. Zamanla gerçeklikten kopar. Hep aynı argümanlara takılı kalır. Kendini yıprattığı gibi etrafını da yıpratır.
Yakınımızda böyle biri varsa, mümkünse tartışmaktan kaçınmak gerekir. Ancak eğer o kişi tartışmak istiyorsa çoğu zaman sizi manipüle ederek tartışmanın içine çeker.
Şimdi sabit fikirliliği daha somut ele alalım: Soruya cevap vermez, slogan cümleler kurar. Sıkışınca savunma gardını yükseltir. Genelleme yapar ya da konuyu kişiselleştirir. Kaynak sorarsın, “Herkes biliyor, sen bilmiyorsan ne yapayım?” der. Mantık değil, laf kalabalığı üretir. Argüman yerine, gürültü koyar.
Bu kişiler genellikle hakikati değil, haklı olmayı arar. Gerçekte yaptığı fikir savunması değil, egosunu incinmeme mücadelesidir.
Sabit fikirliyle tartışmanın ince ayarları var elbette. Ancak sabır ve incelik gerektirir. (Başka bir zaman ele alabiliriz. Şimdilik durum tespiti yapmış olalım.)
Bazen konuyu kapatmak en akıllıca hamledir. Her insanı uyandırmak gibi bir görevimiz yok. (Enerji tasarrufu😀)
Bazı tartışmalar kazanılsa bile ikna etmez. Bu da zaman kaybıdır.
Ama şu ayrımı gözden kaçırmamak gerekir. Sabit fikirli insanla, henüz düşünme pratiği gelişmemiş insan aynı değildir. İkincisi kazanılabilir, birincisi genelde dirençlidir.
Fikir tartışmalarının amacı; savunduğumuz fikri kazandırmak değil, farklı fikirlerle yüzleştirip geliştirmek olmalıdır. Her fikrin eksiklikleri ve fazlalıkları olabilir. Kazandığını düşündüğümüz fikir, kendine bir şey katmadıysa ve karşı fikri sınırlı da olsa ikna edemediyse başarı sayılmaz!
Zaten fikirler kazanmaz, gelişir!
Esen kalın!…