Kumluca’mızda; eksiğiyle, fazlasıyla, neşesiyle, coşkusuyla, yorgunluğuyla, emeğiyle bir şenlik daha yaşandı.
Bu yıl yörük göçüne katılan mahalleler oldu, katılmayan mahalleler oldu. Yeriyle, gürültüsüyle, pazarcı çadırlarıyla eleştirenler oldu. “İnsanlar bir hafta eğlenip stres atacak” diyerek eleştirilerenleri eleştirenler de oldu. Herkes penceresinin baktığı yeri görür. Herkes kendince haklı. Bu konular konuşulur, değerlendirilir, güncellenir…
Ben kendi adıma sadece çadırlar kısmına katıldım. Kendi köyümün çadırında ve diğer çadırlarda her zaman karşılaşamadığımız insanlarla karşılaşıp sohbetler ettim.
Etkinliklerin bazı bölümlerine katılmıyorum, çünkü toplumumuz adına rahatsız oluyorum. Başlangıçtaki “Yörük göçü” kısmında dikkatimi çeken hususlar var. Temsili yörük göçü etkinliğine özellikle mahalleler, muhtarlar öncülüğünde günler öncesinden hazırlanırlar. En iyi görüntüleri vermek için çabalarlar. Belediye muhtarlar aracılığıyla insanlara puşi, şapka, şalvar falan dağıtır. Gönüllü katılımcılar sabahın erken saatinde giyinir, kuşanır; toplanma yerinde yerini alır. Tabi yürüyüşün içine at, eşek, deve, koyun, keçi, köpek falan da katılır. Çünkü yörük, sadece kendisi için göçmez. Hayvanları için de göçer. Buraya kadar eyvallah!
Bu temsile insanlar kendi iradesiyle, hayvanlar ise insanın iradesiyle katılır.
Elbette etkinliğe farklı renkler katılmak isteniyor. Ancak yörüklerin orkestrayla bangır bangır göçmediğini biliyorum. Davul, zurna, sipsi, bağlama, cura, kabak kemane eyvallah! Rahmetli babam da göçen yörüklerdendi. Yaylamız Beydağları ve Karagöl’müş. Çok göç hikayesi dinledim babamdan. Yörüğün göçe başladığı çan seslerinden, hayvanların bağırışlarından, çıkardıkları toz bulutundan ve soluklarının yettiği kadar kendi söyledikleri türkülerden belli olurmuş. Babam, yerleşik hayata geçtiğimiz yıllarda da keyiflenince “Yayla yollarında kaldım yalınız of of!” türküsünü çığırırdı! “Yörük önüne düşeni vermez, geride kalana dönmez.” derdi. Hayvanlar yörük göçünün baş figürü yani. Ancak duyduğum kadarıyla yörük göçünde kullanılan hayvanların çoğunluğu para ile kiralanıyormuş. Tabi herkes sırf yörük göçü için hayvan besleyemez ama özellikle besi hayvanı olduğunu düşündüğüm iki ineğe üzüldüm biraz! Bir Midilli’nin ürküp birilerine çarptığını da duydum.
Asıl konu temsili göç etkinliğinin sosyolojik boyutu. Elbette insanlar etkinliklere gönüllü katılıyorlar. Keyif de alıyorlar. Ancak bir gurup var ki; her etkinlikte belediye binası önünde birikir, gelen katılımcıların en önüne geçer, usulünden ve görüntü vermek için yürür, kendileri için önceden hazırlanmış gölgelikli trübüne oturur ve geçişi izler. Aslında gözlere sokulmak istenen bir statüdür. Statünün oluşma sebepleri; mevki, makam, varlık, konum gibi kendi koydukları ölçülerle kendi kendilerine oluşturdukları itibar! Onların arasına katılmayı kendi adıma uygun bulmuyorum. Onlar var diye de etkinlikte samimiyeti ile yer alan insanların da arasında olamıyorum. Bu benim pencerem ve benim tercihim!Aynı seremoniler yörük ateşi yakılırken, şenlik kapsamındaki konserler, güreş gibi etkinliklerin tamamında gelenek haline gelmiş durumda. Bu durum sadece şenliklerle ilgili bir durum değil tabi ki. Ne yazık ki kutlamada, açılışta, düğünde, dernekte hatta cenazede, taziyede… böyle!
Bazı yarışmalara da sosyal medyadan baktım da… Milattan önce 3. yy Roma’sı aklıma geldi. Yine kendi rızasıyla katılanları tenzih ediyorum. Ama zaten seralarda yeterince emek sarfeden kadınların yarışma adıyla domates kasası taşımasını pek eğlenceli, kasalarla birlikte düşmelerini de çok komik bulmuyorum.
O gün gülümseyerek yazdığım bir kaç anektodu mu da paylaşmak isterim:
Köyümün çadırının önünde karşılaştığımız bir tanıdıkla ayak üstü hal hatır sorduk. Bir yörük ablam geldi. Arka tarafımdaki boşluktan geçerken yol da verdim ama neden o kadar gerginse lafını da çaktı, geçti. “Gazık gibi yolun içinde dikeliyirler!” Hangi yol be abla? Evinde oturaydın be abla!..😂
Başka laf duymamak için, erken saatte arabamı koyduğum yere geldim. Sonradan gelenler öndeki arabalardan çıkan olur mu diye düşünmemiş. Arka arkaya yığmışlar arabaları. Şimdi oturdum, el ayak çekilsin diye bekliyorum. Hastalık, sökel olmaz umarım.
Adını yürümekten alan “Yörük” niye arabaları çadırların içine kadar sokmak ister ki? Ben de ilk kez öyle yaptım, pişman oldum. İğneyi de kendime batırdım.
Kültür, geçmişten geleceğe çadırları taşımak mı? Aracını önce gelen araçların çıkabileceği şekilde koymak mı? Bilemedim…
Bugün çadırlarda pişi ikram ediliyor. İnsanlar canla başla pişi yetiştirmeye çalışıyor. İki abi oturdu. Saymadım ama abartısız onardan fazla pişi yediler. Abi, mevlüt okutulmuyor. İkram bu. Hem o kadar hamur mazallah dokunur insana!
Yine çadırların yan tarafında genç bir kız, inşaat tuğlası bloklarının arasında çişini yapan yaşlı amcanın arkasını kapatmaya çalışıyordu. Hemen arkalarından geçerken son anda farkettim. Görmezden geldim ama gördüğümü gördüler. E amca, prostatın var belli. Yörük çadırlarına gelme hevesini de anlıyorum. Sonda taktırıp geleydin bari.
İnşaatın tuvalet olarak kullanılmasından da inşaat çalışanları pek hoşnut olmamıştır sanırım.
O kadar yiyip içen insanların elbette bu tarz ihtiyaçları da olacak. Seyyar tuvalet kurulmuş diye duydum ama nerede olduğunu bilmiyorum. O yüzden dört saattir su içmiyorum.
Eve gitsem iyi olacak da arabayı bırakıp da mı gitsem diye düşünüyorum. Yolun ne zaman boşalacağını bilemiyorum. Hoparlörlerin birinden anons yaptırsam yaparlar mı? Yapsalar kim duyar? Üç beş değil ki… Duysalar gelip arabalarını çekerler mi?
En iyisi çadırlara döneyim. Ama gazık gibi dikilmeyeyim. Kenarlarda gezeyim. Belki birileriyle daha karşılaşıp iki laf ederiz. El ayak çekilsin, yollar açılsın, evime öyle gideyim!😂
“Göç yolda düzelir.” derler. Ne kadar doğrudur, tartışılır. Ama bir gerçek var, daha yürünecek yolumuz çok!
Esen kalınız!..