Sevgili okurlarım sizleri bir yazarla buluşturmak istiyorum: Asıl adı Jean Bruller. Vercors adıyla da yazılar yazarak tanındı. Konusu ise tamamen insan…

Jean Bruller, yani Vercors, insanı tarif ederken biyolojik bir varlıktan söz etmez. O, özellikle “İnsan ve İnsanlar”adlı eserinde sessizliği bir direniş biçimi olarak sunar. Orada bir cümle saklıdır:

“İnsan bazen konuşmayarak da direnir.”

Bu cümle tasavvufun kapısını aralar. Çünkü Ramazan da bir susma disiplinidir. Sadece yemekten değil; boş sözden, kırıcı dilden, gösterişten susmak…

Vercors’un metinlerinde insan, onurunu koruduğu ölçüde insandır. Nazi işgali altındaki Fransa’da kaleme aldığı yazılarında açıkça söyler:

“İnsan, insanlığını savunmadıkça insan değildir.”

Tasavvuf ise bunu şöyle tercüme eder:

İnsan, nefsine karşı koymadıkça hakikate yaklaşamaz…

Ramazan, insanın kendi içindeki işgale karşı direnişidir. Açlık, yalnızca mideyi değil; kibri de zayıflatır. Susuzluk, öfkeyi törpüler. İrade, insanı hayvandan ayıran o ince çizgiyi belirginleştirir…

Tasavvufta “insan-ı kâmil” denilen bir mertebe vardır. Bu mertebe; başkasını incitmemekle, affetmekle, paylaşmakla, sabırla örülür. Ramazan’da iftar sofraları yalnızca yemek için kurulmaz; gönüller yan yana gelsin diye kurulur. Bir hurma, bir yudum su, insanın asıl ihtiyacının şükür olduğunu öğretir… Bu mertebenin en önemli basamağı da:

İnsanın içindeki karanlığı tanıyıp onu dönüştürmesiyle başlar. Vercors’un direniş insanı ile tasavvufun kâmil insanı aslında aynı noktada buluşur: O da Onurdur...

Onur, dış düşmana karşı da korunur; iç düşmana karşı da.

Vercors, insanın değerler uğruna ayağa kalkmasını savunur. Ona göre insan, koşulların ürünü değil; tercihlerinin toplamıdır. Bu yönüyle Ramazan, bir tercih ayıdır. Gün boyu kimse görmezken su içmemek, yalnızca bir dini vecibe değil; görünmeyene sadakat sınavıdır. Bu, ahlakın en saf halidir…

Ramazan bize şunu öğretir: Toplumsal eşitliği ve toplumsal dayanışmayı…

Gerçek özgürlük, nefsine hükmedebilme kudretidir. Bir yerde de nefesine sadık kalabilmektir… Nefs ile nefes burada aynı mimarinin çizgileriyle bezenir…

Vercors’un direniş kahramanları dış baskıya boyun eğmez. Ramazan’ın insanı ise iç baskıya teslim olmaz. İkisi de sessiz ama sarsılmaz bir duruşu temsil eder… Lakin Ramazan bittiğinde, direnişimiz de bitiyor mu?

Eğer sabrımız biraz artmışsa, merhametimiz biraz çoğalmışsa, başkasının acısına kayıtsız kalamıyorsak… O zaman Jean Bruller’in aradığı insan ile tasavvufun aradığı insan arasında bir köprü kurulmuş demektir…

Tasavvufun diliyle söylersek:

Ramazan, insanın kendine doğru yaptığı bir hicrettir… Kendinden kendine göç…

Ve belki sorulması gereken en önemli soru da şudur:

Ramazan bittiğinde de insan kalabiliyor muyuz?

Çünkü insan, yalnızca yaşayan değil; değerleri uğruna yaşayan varlıktır…

Eğer kalbimiz biraz daha yumuşamışsa, soframız biraz daha paylaşılmışsa, öfkemiz biraz daha azalmışsa; Evet… Çünkü insan, yalnızca yaşayan değil; değerleri uğruna yaşayan varlıktır…

O zaman insan olma yolunda bir adım daha atmışız demektir…

İnsan ve İnsanlar…

Vesselam…