Bu yıl cemrelerin tümü Ramazan ayında inecek… Hava ısınacak, su akacak, toprak canlanacak…

Her yıl cemrelerin düşmesiyle birlikte tabiat yavaş yavaş uyanır. Önce havaya, sonra suya, ardından toprağa…

Soğuk çözülür, don gevşer, toprak nefes alır. İnsan da böyledir. Önce zihni ısınır, sonra kalbi yumuşar, en sonunda ruhu filiz verir. İşte bu yüzden cemre ile Ramazan’ın buluşması sıradan bir takvim çakışması değil; doğanın sesi için bir hatırlatmadır.

Tasavvuf ehli için cemre yalnızca meteorolojik bir hadise değildir. Cemre, ilahî nefesin varlığa değmesidir. “Kün” emrinin yankısıdır. Baharın gelişi nasıl toprağı diriltirse, Ramazan da gönlü diriltir. Cemre dış âleme düşer; Ramazan iç âleme… Nefsimize ve nefesimize…

Cemre önce havaya düşer. Hava ısınır. Nefes yumuşar. Tasavvufta nefes, hayatın özüdür. “Nefesini bilmeyen, kendini bilemez” der büyükler. Ramazan geldiğinde ilk değişen şey de nefesimizdir. Gün boyu sabırla tutulan oruç, akşam ezanıyla verilen şükür nefesi… İnsan fark eder ki yaşamak, yalnızca yemek içmek değil; her nefesi bilinçle alıp vermektir…

Oruç, nefsi terbiye ederken nefesi arındırır. Havaya düşen cemre gibi, Ramazan da insanın içindeki soğukluğu çözer. Kibir erir, öfke gevşer, kalp yumuşar… Ruhsal bir yolculuk başlar…

Cemre suya düştüğünde buzlar çözülür. Irmaklar akmaya başlar. Tasavvuf dilinde su, rahmettir; gözyaşıdır; arınmadır. Ramazan gecelerinde yapılan dualar, teravih safında dökülen içli niyazlar… Hepsi kalbin çözülmesidir…

İnsan bazen yıllarca ağlayamaz. Kalbi donar. Fakat bir Ramazan gecesi, bir ayetin gölgesinde, bir secdede içi çözülür. İşte o an cemre suya düşmüştür. Gözden akan yaş, toprağı sulayan yağmur gibidir. İçimizdeki çoraklık ıslanır…

Son cemre toprağa düşer. Asıl diriliş orada başlar. Tohum çatlar, filiz görünür. Tasavvufta toprak, insanın hakikatidir. “Topraktan geldik, toprağa döneceğiz.” Fakat o toprağın içinde saklı bir sır vardır: Dirilişin sırrı ve dirilişin dili…

Ramazan da insanın toprağına düşer…

Sabırla, ibadetle, tefekkürle…

İçimizde saklı kalan iyilik tohumları çatlamaya başlar. Merhamet artar, paylaşma çoğalır. Sofralar bereketlenir ama asıl bereket yürekte başlar bir tefekkür de burada olur…

Cemre dış dünyayı ısıtır…

Köklerin gücünü gövdelere, oradan dallara ve oradan da yapraklara ve nihayet olarak da meyveye kadar uzanır o edebi ve ebedi olan sır…

Oruç iç dünyayı…

Biri mevsimi değiştirir, diğeri insanı. Bahar nasıl ansızın gelmez, adım adım yaklaşırsa; insanın kemale ermesi de böyledir. Önce niyet ısınır, sonra kalp yumuşar, en sonunda ruh yeşerir…

Ramazan, içimizdeki kışı bitirme davetidir. Cemre ise bunun tabiattaki ödülüdür… Gökyüzünden toprağa inen o sıcaklık gibi, rahmet de gönülden hayata iner…

Belki de bu yüzden Ramazan ile cemrenin yakınlığı bir işarettir. Kim bilir belki de;

bahar dışarıda başlamadan önce, içeride başlasın diye…

Çünkü hakiki bahar, takvimde değil; yüreğimizde açandır…

Dalga dalga yayılandır…

Vesselam…