Hepimiz bir dünyanın içine düştük; bir odadan dünyaya baktık. O oda bazen çocukluğumuzdu, bazen bir kentin dar sokağı, bazen de kalbimizin iç avlusu… Sonra kelimelerle tanıştık. Şiir, öykü, roman; her biri ruhumuzun başka bir kapısını araladı. Çünkü edebiyat, insanın kendi içindeki sonsuzluğa attığı ilk adımdır… Tasavvuf ise o adımın nereye doğru atıldığını sorar. Ramazan, işte bu sorunun ayıdır… Radyodan dinlenen bir şiir, öykü ya da bir ilahi gibi…

Tasavvufta oruç sadece aç kalmak değildir; nefsin sesini kısmak, kalbin sesini çoğaltmaktır. Açlık, bedeni değil, benliği terbiye eder. Söz de böyledir. Gerçek söz, nefsin kabarmasından değil, suskunluğun içinden doğar…

Ramazan gecelerinde şehirlerin sesi değişir. Sokak lambaları bile daha yumuşak yanar sanki. İftarın ardından yükselen dua, teravih aralarında yankılanan salavat, bir musiki gibi şehrin üzerine yayılır. Bu musiki, sadece camilerin kubbelerinde değil, insanın iç kubbesinde de yankı bulur… Tasavvuf, bu yankının adıdır. Şiir ile hemhal olmanın önsözüdür…

Her kentin bir şiiri vardır dedim ya… O şiir aslında o kentin ruhudur. Ruhunu kaybeden şehirler, sadece beton yığınlarına dönüşür. Kültür ve sanatla hemhal olmayan şehirler, yarınlarını da kaybeder; çünkü yarın, hayal gücüyle kurulur…

Aynı zamanda Ramazan, şehrin ruhunu hatırlama zamanıdır… Canlılarına sahip çıkma ve sorumlu davranma ayıdır… Empati yapabilmek gibi bir yetiyi daha da üstlere taşıma ayıdır… Sokak canlıları için bir tas yemek koyup onlara da bir sofra kurabilmektir… Canlılarına sahip çıkmayanlar yarınlarına da sahip çıkamazlar…

Bir mahallede paylaşılan pide, bir kapıya bırakılan sıcak yemek, iftar sofrasında yan yana oturan farklı hayatlar… Bunlar sadece sosyal davranışlar değil, tasavvufî bir terbiyenin tezahürleridir. “Ben”in geri çekilip “biz”in çoğaldığı bir zaman dilimidir Ramazan…

Yazımın başındaki o “oda”, tasavvuf dilinde kalptir. Kalp, âlemin küçük bir örneğidir. Orada hem karanlık hem ışık vardır. Ramazan, o odayı temizleme zamanıdır. Tozlu raflarda unutulmuş merhameti, ihmal edilmiş şefkati, ertelenmiş affı çıkarıp yeniden yerine koyma vaktidir…

Edebiyat, bu temizlikte bize ayna olur. Tasavvuf ise hem havaya, hem suya hem de toprağın içine düşen bir damla sudur…

Ayna gösterir; su arındırır…

Ramazan gecelerinde yazılan bir cümle, bazen bir ömürlük bir hakikate dönüşebilir. Çünkü o cümle, sadece zihinden değil, kalpten doğmuştur… Ezcümle:

Ramazan, sanatın ve sözün iç disiplinidir.

Tasavvuf, o disiplinin ruhudur.

Edebiyat ise bu ruhun dile gelişidir…

Şehirler ancak ruhları kadar yaşar...

İnsanlar ise kalpleri kadar…

Vesselam…