Son günlerde ülkenin siyasi gündemi oldukça hareketli ve çeşitli. Yakın çevremizde ve ülke genelinde takip ediyoruz. Hızlı değişen gündem belirsiz sonuçlar oluşturur. Yazılacak, söylenecek o kadar çok şey var ki, neresini yazalım, neresini konuşalım bilemedim.
Benim öğrendiğim siyaset böyle bir şey değil. Aslında siyaset konusunda akademik bir yazı hazırlamıştım. Ancak mevcut durumu analiz eden daha düz ve daha “herkes” olan kısımlarına değinmeye karar verdim.
Şöyle bir bakıyorum ülkemde herkes siyasetçi… Herkesin müthiş fikirleri var… Herkes bu işi yalamış, yutmuş!.. Fotoğraf bu. Ama gerçek, yapay zeka ürünü; oynanmış, makyajlanmış, sanallanmış…
Geçmiş yıllarda da siyasette çok savrulmalar yaşandı. Karşılıklı yüz yüze bakılmayacak laflar edenler, kol kola girdi. Kendilerini bir yerlere taşıyan siyasi partilerden ayrılıp, yeni oluşumlar içine girenlerin bir kısmı başarılı oldu, bir kısmı bir köşede sessiz sedasız oturuyor. Bir kısmı ihanet etti, bir kısmı ihanetle suçlandı.
Gerçek olan bir şey var. Bizde siyaset ikbal edinme yolu. Herkes siyasette bir hesap peşinde. Ya da kendini tatmin aracı. Çünkü bu algı böyle yerleştirilmiş. Ayrıca bizde siyasi görüler genellikle anne babadan sirayet eder. Ancak siyasetçilik sürekli babadan oğula geçen bir faaliyet olmamalıdır.
Memura siyaset yapmak yasak. Siyaseti serbest çalışan ya da boş gezen yapar. Haliyle memurken siyaset yapamayan herkes (siyasetçi(!)) emekli olunca ilk işi bir siyasi partinin teşkilatına bir sandalye atar. Gündemin gerisinde, zamanın gerisinde kalarak!… Ne kattığı, ne ürettiği önemli değil. İçinde bir ukde var. Siyasi liyakat önemsenmelidir.
Diğer taraftan; parası olan siyaseti iyi bilir. Biraz çevresi kalabalık olan, sanki çevresinin tamamını kontrol edebilecekmiş gibi siyasetçi!… Biraz popüler olan arkasındaki kitleleri sürükler diye siyaset sahnesinde yerini alır. Geriye kalan da tesadüflere kalmış. keşfedilmeyi bekler. Marifeti varsa da yoksa da… Hani Türk filmlerinde olur ya; bir işçi inşaatta yanık sesiyle türkü söylerken oradan 65 model şavrolesiyle bir yapımcı geçer. Duyar bu sesi, işçinin elinden tutar. Patlar gider!… Bir de yapımcının, yönetmenin odası muhabbeti vardır da… Girmeyelim şimdi. Uzar gider bu konu…
Şimdi asıl konuya gelelim: BUTLAN… Herkes öğrendi. Ancak, sanki biraz da yanlış öğrendi. Çok kişi “CHP’ye butlan geldi” diyor. Butlan; geçersiz, hükümsüz, boşa giden anlamlarında kullanılan hukuki bir terim. Bir önceki kongrenin geçersizliğini ifade eder. “Butlan geldi” denirse, geçersiz, hükümsüz atandı anlamına gelir!
Sonuç; kargaşa, kavga ve ayrılıklar… Peki butlanı kim istedi? CHP içinden ve dışından kendine yer kapmaya çalışanlar. Yukarıda söyledim ya, siyaset ikbal edinme basamağına dönüştü diye. Haa, bir de siyasette bir koltuk virüsü var. Her oturana bulaşıyor. “Oturduğu koltuktan ölene kadar kalkmama viral enfeksiyonu” Tedavisi halk! Ama bazen halk bile fayda etmeyebiliyor.
Kimileri tutturdu bir “baba ocağı” duygusallığı. Saygı duyulmalı. CHP tabi ki Atatürk tarafından kurulmuştur. Arkadaşlar, Atatürk bir sistem kurdu. Bu sistemin içinde de, sistem gereği bir parti kurdu. Hedef çok partili bir parlementer yönetim biçimi oluşturmaktı. Çeşitli sebeplerle sağlığında gerçekleşmedi. Atatürk’ün kurmaya çalıştığı sistem içerisinde, Atatürk döneminde ve Atatürk sonrası kurulan tüm siyasi partiler sistemim partileridir. Cumhuriyetin partileridir. Mesele partilerin ilke ve doktrinleridir. Bu da elbette görüş farklılıkları oluşturabilir. Asıl konu partilerin, ülkenin kuruluş ve var oluş amaçlarına ters düşmemesidir.
Birileri de var ki, parti değiştirenleri eleştirir. Tabi ki kendi tarafına gelmediyse… Siyasi çıkar için parti değiştirenler, kendilerini destekleyenlere ihanet edenlerdir ya da çıkarının peşinden gidenlerdir. Ancak, ilkelerinden sapmış bir partide durmakta inat edenler, kendi iradelerini teslim edenlerdir ya da çıkarı için bekleyenlerdir!
Gelinen noktada ortaya çıkmış bir durum vardır. Taraflar keskinleşmiş ve büyük çoğunluk butlan kararında diretenlerle birlikte yol yürümeme kararı almıştır. “YENİ” parti kurulmuştur. Ana muhalefet sayısını da elde etmiştir.
Asıl konu bundan sonra ne olacağıdır. Türkiye’de yüz yetmişin üzerinde siyasi parti vardır. Bunların yirmi ikisi seçime katılma yeterliliğine sahiptir. Ancak gerçek şudur; iki kutuplu bir siyaset oluşmuştur. İktidar ile yanındakiler ve muhalefet… Muhalefetin birlikte hareket etmediği takdirde başarılı olma şansı yoktur. Yeni parti kurmak çok zor değildir. Neye talip olduğu, ülke için ne yapmayı düşündüğü ve ne yapabileceği önemlidir.
Yazımın girişinde vurgulamaya çalıştığım siyaset anlayışıyla doğru sonuçlara ulaşılması zordur. Radikal kararlar alınıp, radikal çözümler üretme zorunluluğu vardır. Ekonomik, siyasi ve toplumsal uygulamalardan yorulan insanları ve yüzde yirmilere ulaşan kararsızları bir yere toplamayı başarmak önemlidir.
Yeni bir partinin en büyük sınavı, güven oluşturmak olacaktır. Seçmen uzun süredir yeni oluşumlara temkinli yaklaşıyor. Bu nedenle söylemden çok, kadroların niteliği, geçmişi ve tutarlılığı belirleyici olur.
Eğer yeni parti kendisini “merkez” olarak tanımlayacaksa, farklı toplumsal kesimlerle konuşabilen, kutuplaşmayı azaltan ve uzlaşma kültürünü güçlendiren bir çizgi izlemelidir. Eğer daha ideolojik bir parti olacaksa, kendi ilkelerini net biçimde ortaya koyarken demokratik hukuk düzeni içinde çoğulculuğu koruması önemlidir.
Başarı yukarıdan aşağıya; liyakatlı, donanımlı, vizyonu ve öngörüsü yüksek, şahsi beklendilerinden çok ülkesini ve halkın geleceğini önceleyen siyasetçilerle elde edilecektir.
Bekleyeceğiz, gözlemleyeceğiz, göreceğiz!
Kendi adıma umutlu olmak istiyorum…
Esenlikle kalınız!..