Yerel basın denildiğinde birçok insanın zihninde küçültücü bir algı oluşur. Oysa bu bakış, hem eksik hem de yanlıştır. Çünkü evrensel olan, çoğu zaman yerelden doğar. Bir ülkenin nabzı önce mahallede, sokakta, ilçede ve kentte atar; sonra ülkeye, oradan da dünyaya yayılır. Bu nedenle yerel basın, evrenselliğin ilk durağıdır…

Her şehrin kendine özgü bir hafızası vardır. O hafızayı kayıt altına alan ise yerel gazetelerdir. Bir belediyenin uygulamaları, bir kamu kurumundaki aksaklıklar, çevre sorunları, tarımın sıkıntıları, kültürel değerlerin korunması ya da toplumsal dayanışmanın örnekleri... Bunların tamamı önce yerel basının sayfalarına düşer. Bugün ulusal gündemi belirleyen pek çok haber de dün bir yerel gazetenin mütevazı sütunlarında yer almıştır…

Basının görevi yalnızca haber vermek değildir; kamu vicdanını canlı tutmaktır. Gazetecilik, iktidarı ya da muhalefeti memnun etme sanatı değil, gerçeği arama sorumluluğudur. Bu nedenle yerel basının yazdıkları, siyasi kimliğe göre değil, içerdiği bilgi ve belgeler üzerinden değerlendirilmelidir…

İşte size üç örnek;

Silivri'de yaşananlar Silivri'nin meselesi değildir; Uşak'taki gelişmeler yalnızca Uşak'ı ilgilendirmez; İzmit'te ortaya çıkan iddialar da sadece o kentin sınırları içinde kalmaz. Bu üç örnek Yerel Basının önemini anlatmaya yeter ve artar bile…

Basın bu üç noktada olup bitenleri yazarak kamuyu aydınlatmış… Sizler ise bir kez bile ‘ACABA’ dememişsiniz… Zira Özgür Özel Silivri’ye evinden daha fazla gitmiş. Eline gazeteler de verilmiş… Uşak CHP İl Yönetimi de basmış gitmiş gazetelerle CHP Genel Merkezine…

Sonuç: SIFIR…

Eğer ortada araştırılması gereken iddialar varsa, bunları dile getiren yerel basının sesi duyulmalıdır. Demokratik olgunluk, hoşumuza giden haberleri alkışlamakla değil, hoşumuza gitmeyen iddiaları da ciddiyetle inceleyebilmekle ölçülür…

Felsefe bize hakikatin çoğu zaman rahatsız edici olduğunu öğretir. Sokrates, sorgulanmamış hayatın yaşamaya değmeyeceğini söylerken aslında sorgulanmamış siyasetin de topluma fayda getirmeyeceğini anlatıyordu. Kant ise ahlakı, kişisel çıkarlardan bağımsız olarak doğru olanı yapabilme cesaretiyle tanımlar. Bu anlayış, siyaset için de gazetecilik için de değişmez bir ölçüdür…

Bir haberi yalnızca işimize gelmediği için görmezden gelmek, gerçeği ortadan kaldırmaz. Hakikat, inkâr edilince yok olmaz; yalnızca ertelenmiş olur. Gerçeklerin üzerini algıyla örtmeye çalışmak ise sisin güneşi gizlemesine benzer. Sis dağılır; güneş yine görünür…

Toplumların ilerlemesi, alkış kültürüyle değil, eleştiri kültürüyle mümkündür. Basın sustuğunda yalnız gazeteciler değil, toplum da konuşma hakkını kaybetmeye başlar. Bu yüzden yerel basının görevi, yalnızca haber yapmak değil; demokrasinin hafızasını diri tutmaktır.

Sonuç olarak, yerel basını küçümsemek, aslında yaşadığı kenti küçümsemektir. Çünkü şehirlerin vicdanı yerel gazetelerin sayfalarında yaşar. Hakikat, büyük ekranlarda doğmaz; çoğu zaman küçük bir ilçenin mütevazı gazetesinde ilk cümlesini kurar. O ilk cümleyi duymayanlar, çoğu zaman tarihin son hükmünü de anlayamazlar.

O Sosyal Medya dediğiniz, Sabun Köpüğü Medyada saniyenin onda biri kadar ömrünüz olur… Bu ve buna benzer dünya kadar yazı yazdık… Batı Antalya Gazetesinin yazarları olarak bu sürece şahitliğim vardır… Arada bir Yerel Basını tavda tutmak için verilen kahvaltılı, yemekli, hediye antrenmanlarıyla da işimiz yoktur…

Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz; hakikat de algıyla örtülemez…

Vesselam…