Bir kulübe bir futbolcu geliyor, taraftarlar kendinden geçiyor. Havalimanı dolup taşıyor. Meşaleler yakılıyor, saatlerce bekleniyor, tezahüratlar gökyüzünü inletiyor. Tüm televizyonlar teyakkuzda, uçak havadayken adım adım takip ediliyor. Milyonlarca insan da heyecanla televizyonlardan izliyor. Zengini, yoksulu; genellikle de yoksulu… Sanki insanlığa çığır açacak bir buluş yapmış Nobel ödüllü bir bilim insanı geliyor… Oysa gelen; iyi futbol oynayan, günlerce para pazarlığı yapmış ve sonucunda milyonlarca avro karşılığında anlaşma yapmış bir sporcu… Gerçekte taraftarlar için değil, kendi hesapları kendi kariyeri için orada…
Elbette sporun heyecanı vardır. İnsan sevdiği takımın yeni transferi için mutlu olabilir. Buna itirazımız yoktur. İtirazımız; katı taraftarlığa, acımasız rekabete ve bu insanların gereğinden fazla şaşaalanmasına… Ve sevinç gösterilerinin toplumsal komplekslere dönüşmesine. Çok sevdimiz biri gurbetten dönse bu kadar sevinç ve övünç gösterisi yapmayız sanırım.
Tabi bu durum sadece sadece futbolda değildir. Televizyonda görülen bir sanatçı, sosyal medya fenomeni ya da magazin figürü, bir siyasetçi, bir yetkili… karşısında insanların gösterdiği ölçüsüz heyecan da aynı psikolojinin ürünüdür.
Kendi hayatında ulaşamadığı başarıyı, kendi kuramadığı kimliği, başkasının şöhretine ortak olarak telafi etmeye çalışan bir ruh hâlidir. Orada olmak görünür olmaktır. Onların popülerliklerinden pay kapmaktır. Oysa onları popüler yapan da aynı kitledir.
Bir toplumun hayranlık duyduğu kişiler, aslında o toplumun değerler hiyerarşisini de gösterir. Eğer bir ülke bilim insanını sessizce uğurlayıp futbolcusunu on binlerle karşılıyorsa, burada sadece futbola duyulan sevgi değil, değerlerin yer değiştirmesi söz konusudur.
Hayranlık ile kişilik erozyonu arasındaki çizgi bazen fark edilmeyecek kadar incelir. Bir noktadan sonra insanlar, beğendikleri kişiyi alkışlamaz; ona tapınmaya başlar. Eleştiremez, sorgulayamaz, yanlışını göremez hâle gelir. Sonrasında da fanatizm doğar.
Oysa gelişmiş toplumlarda ünlüler, sporcular, siyasetçiler yaptıkları işin profesyonelleridir. Saygı görürler ama kutsanmazlar.
Çünkü bir doktor hayat kurtarır, bir öğretmen gelecek yetiştirir, bir mühendis şehirler inşa eder, bir çiftçi sofraları doldurur, bir esnaf hizmet sunar. Futbolcu ise eğlence sektörünün önemli ama nihayetinde bu sektörün bir çalışanıdır. Meşru olan bütün insanlar, farklı alanlarda aynı değerdedir.
Herkes şu soruyu kendine sormalıdır: Neden kendi ülkemizde yetişen bir bilim insanını, uluslararası başarı kazanan bir öğretmeni, dünya çapında bir mühendisi aynı coşkuyla karşılamıyoruz? Neden onların başarı haberleri yapılmaz, yapılsa da birkaç satırla geçilir. Ancak bir transfer günlerce ülkenin gündemini meşgul ediyor? Bir ünlü, bir siyasetçi, bir yetkili gelecek olsa; günler öncesinden hazırlıklar yapılır, gereksiz heyecanlar yaratılır?
Bunun cevabı yalnızca medya değildir. Medya talep edileni sunar. Asıl mesele, toplum olarak neyi alkışlamayı seçtiğimizdir. Alkışımız, değer yargımızın sesidir.
Şöhret, başarıyla karıştırılmamalıdır. Popüler olmak ile topluma fayda sağlamak aynı şey değildir. Bugün adını herkesin bildiği nice isim, elli yıl sonra unutulacaktır. Ama sessizce çalışan bir bilim insanının buluşu, bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenciler ya da bir düşünürün fikirleri nesiller boyunca yaşamaya devam edecektir.
Belki de mesele, futbolcuları daha az sevmek değildir. Mesele, onları olması gereken yere koyabilmektir. Bir sporcuyu alkışlamak doğaldır; ona bir kurtarıcı, bir kahraman ya da ulusal gururun tek temsilcisi gibi davranmak ise sağlıklı değildir.
Toplumlar, alkışlarının yönü kadar yükselir. Eğer alkışlarımızı sadece şöhrete verir, emeği, bilgiyi ve üretimi sessizlikle geçiştirirsek; zamanla şöhretimiz artabilir ama medeniyetimiz büyümez.
Bir ülkenin gerçek büyüklüğü, havalimanında kaç kişinin futbolcu karşıladığıyla değil; laboratuvarında kaç bilim insanı yetiştirdiğiyle, sınıfında kaç iyi öğretmen bulunduğuyla, kimlerin neyi ne kadar ürettiğiyle ve topluma neler kattığıyla ve insanların çocuklarına kimleri örnek gösterdiğiyle ölçülür…
Ve çocuklarımızın ilk rol modelleri kendimiz olabiliyorsak doğruyu yapıyor olacağız!
Hiç bir başarıyı ve hiç bir kişiyi küçümsemiyoruz ama hiç kimseyi de gereğinden fazla büyütmeyelim!
Meşru olan herkes kendi yaşamının kahramanıdır!..
Esenlikle kalınız!