Evet, yanlış duymadınız; tarihin yanında mı, yoksa tarifin yanında mı? Diye sormak geldi içimden…
Tarih, yaşanmış olayları belgeye, kanıta ve olgulara dayanarak inceleyen bir bilim dalıdır. Tarif ise gerçeğin nasıl anlatılacağını belirleyen bir söylem biçimidir. Günümüzde ise bazen tarihin yerini tarifin, gerçeğin yerini algının aldığını görüyoruz…
Türkiye'nin son yıllardaki siyasal atmosferine baktığımızda, belediyeler üzerinden yürüyen soruşturmalar, görevden uzaklaştırmalar, gözaltılar ve kamuoyuna yansıyan iddialar neredeyse gündelik siyasetin değişmez başlıkları hâline geldi. Bugün sabah gazeteleri açılırken birçok insanın aklından "Acaba bugün hangi belediyeyle ilgili yeni bir gelişme yaşandı?" sorusu geçiyor.
Elbette hukuk devletinde her iddia yargının konusu olmalıdır. Suç varsa ortaya çıkarılmalı, yoksa insanlar aklanmalıdır. Masumiyet karinesi de hukukun vazgeçilmez ilkesidir. Ancak toplumun dikkatini çeken başka bir olgu daha var: Soruşturmaların kendisinden çok, bunların kamuoyuna nasıl sunulduğu…
Sosyal medya ise bu süreçte adeta ikinci bir mahkeme gibi çalışıyor. Henüz dosyaların ayrıntıları bilinmeden insanlar suçlu ya da kahraman ilan ediliyor. Bir tarafta koşulsuz savunanlar, diğer tarafta peşinen mahkûm edenler... Gerçeği arayanların sesi ise bu gürültü içinde kayboluyor…
En düşündürücü olan ise, kendisini demokrat olarak tanımlayan birçok kişinin hukukun evrensel ilkelerini savunmak yerine siyasi kimliklere göre tavır almasıdır. Aynı olay, farklı siyasi aktörler söz konusu olduğunda bambaşka değerlendirmelere konu olabiliyor. Oysa hukuk, kişilere göre değil ilkelere göre işletildiğinde anlam kazanır…
Demokrasilerde eleştiri de iktidarı desteklemek de muhalefeti savunmak da meşrudur. Meşru olmayan ise hukukun yerine sloganları, delillerin yerine önyargıları, tarihin yerine tarifleri koymaktır… Kamuoyuna açıklanan 34 bin hesabın ve çoğu da yurtdışındaki bu hesapların öz eleştirileri de yapılmadı… Ve kamuoyunun önünde de tartışılmadı…
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni kahramanlar üretmek değildir. İhtiyaç duyulan şey, herkes için aynı ölçüyü kullanan bağımsız ve güven veren bir hukuk düzenidir. Çünkü tarih, günü kurtarmak için yazılan tarifleri değil, gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyanları hatırlar…
Biz gerçekten tarihin yanında mı duruyoruz; yoksa bize sunulan tariflerin yanında mı saf tutuyoruz? Bir de tarif Silivri’den geliyorsa tarifeyi de orası belirler…
Tarih ve Tarif ve Tarife ve Troll ve Türkiye…
Son dönemde Türkiye'nin farklı kentlerinde belediyeler, çeşitli soruşturmalar ve kamuoyuna yansıyan iddialarla gündeme geliyor. İstanbul'da bazı ilçe belediyeleriyle birlikte Silivri ve Şile, Bursa, İzmit (Kocaeli), Antalya, Manavgat, Bolu ve Uşak'ta yürütülen soruşturmalar ya da kamuoyuna yansıyan iddialar uzun süre tartışıldı. Her yeni güne, "Bugün hangi belediyeyle ilgili yeni bir soruşturma ya da gözaltı haberi gelecek?" sorusuyla başlanır hâle gelindi…
Bu tablo karşısında hukukun temel ilkelerini savunmak yerine siyasi kamplaşmanın daha da derinleştiği görülüyor. Bir kesim, hakkında iddia bulunan isimleri peşinen suçlu ilan ederken, diğer bir kesim ise hiçbir suçu YOK sayarak büyük bir algının yaratılmasına ve itibarsızlaştırılmasını hayatın normali haline getiriyor…
Düşünmek, anlamak, kavramak, empati yapabilmek günümüzün ev ödevleri olsa gerek…
Vesselam…