“Akdeniz Gazeteciler Federasyonu toplantısı için gittiğim Burdur’da; sadece bir şehir değil, geçmişiyle geleceği aynı potada eriten güçlü bir Anadolu kenti gördüm.”
Bazı şehirler vardır…
Yolunuz düşer, işinizi yapar ve ayrılırsınız.
Bazı şehirler vardır…
Sizi misafir eder, kendini anlatır ve ayrılırken aklınızda iz bırakır.
Akdeniz Gazeteciler Federasyonunun Üyesi olarak katıldığım program kapsamında, birkaç gün boyunca Burdur’u yakından tanıma fırsatı buldum.
Isparta, Burdur, Antalya, Kemer, Alanya, Anamur, Mersin, İskenderun, Hatay, Osmaniye ve Kahramanmaraş’taki gazeteci dernekleri ve cemiyetlerini aynı çatı altında buluşturan Akdeniz Gazeteciler Federasyonu’nun toplantıları yalnızca mesleki istişarelerden ibaret değil. Aynı zamanda şehirleri tanıma, ortak sorunları konuşma ve birbirimizi daha iyi anlama fırsatı sunuyor.

Geçtiğimiz günlerde federasyonumuzun programı vesilesiyle bulunduğum Burdur, benim için ikinci grupta yer alan şehirlerden biri oldu.
Açıkçası Burdur denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak Salda Gölü gelir.
Oysa bu şehir sadece Salda’dan ibaret değil.
Tarihiyle, eğitimiyle, üretimiyle ve kültürüyle Anadolu’nun sessiz ama güçlü şehirlerinden biri.
Program kapsamında ilk olarak Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan ile tarihi Baki Bey Konağı’nda bir araya geldik.
Vali Bilgihan, Burdur’u anlatırken aslında şehrin ruhunu da anlattı.
42 bin öğrencisiyle eğitimde Türkiye’nin en başarılı illerinden biri olan Burdur, sadece sınav sonuçlarıyla değil, eğitim kültürüyle de dikkat çekiyor.

Bir şehir düşünün…
Çocuklarının eğitimi için ailelerin seferber olduğu, öğretmenlerin başarı için çaba gösterdiği ve bunun sonuçlarının ülke genelinde hissedildiği bir şehir…
Burdur tam olarak böyle bir yer.
Yaklaşık 277 bin nüfusa sahip Burdur, ilk bakışta sakin bir Anadolu şehri gibi görünse de düzenli şehirleşmesi, temizliği ve planlı yapısıyla dikkat çekiyor.
Merkezinden ilçelerine kadar uzanan şehir düzeni, altyapı yatırımları ve korunmuş kent dokusu, Burdur’u benzer büyüklükteki birçok şehirden farklı bir noktaya taşıyor.
Özellikle dikkatimi çeken konulardan biri de ilçeler ile merkez arasındaki gelişmişlik farkının birçok ilde olduğu kadar belirgin olmamasıydı.

Elbette her şehir gibi Burdur’un da eksikleri vardır.
Ancak dışarıdan gelen bir ziyaretçinin ilk fark ettiği şeylerden biri düzen, temizlik ve şehir kültürü oluyor.
Ancak Burdur’u farklı kılan sadece eğitim değil.
Tarımda, hayvancılıkta ve üretimde de güçlü bir kimliğe sahip.
Teke Yöresi’nin başkenti olarak anılan şehir, örtü altı üretimden süt üretimine kadar birçok alanda ülke ekonomisine önemli katkılar sunuyor.
Aslında Batı Antalya ile Burdur’un kaderi de burada kesişiyor.
Üreten insanların hikâyesi birbirine benziyor.
Toprağa emek veren insanların hikâyesi aynı dili konuşuyor.
Programın bir diğer önemli durağı ise Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi oldu.
Doğrusunu söylemek gerekirse MAKÜ’de gördüklerim beni etkiledi.
Çünkü burada klasik bir üniversite anlayışının ötesinde bir model oluşturulmuş.
36 akademik birim, yaklaşık 35 bin öğrenci ve 2 bin 100’ü aşkın çalışanıyla büyük bir eğitim ekosistemi kurulmuş.
Ancak asıl dikkatimi çeken şey rakamlar değil, vizyon oldu.
Yapay zekâ derslerinin tüm bölümlerde zorunlu hale getirilmesi, iş yeri eğitimi modeli, mikro yeterlilik programları ve öğrencileri geleceğe hazırlayan uygulamalar…

Rektör Prof. Dr. Hüseyin Dalgar’ın anlattığı model bana şunu düşündürdü:
Üniversiteler artık sadece diploma veren kurumlar olmaktan çıkıyor.
Geleceği inşa eden merkezlere dönüşüyor.
Akdeniz Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Gaye Coşkun’un MAKÜ için kullandığı bir ifade vardı:
“Bir şehir kurmuşsunuz.”
Gerçekten de üniversite kampüsünü gezerken hissedilen şey buydu.
Yaşayan, üreten ve geleceğe hazırlanan bir şehir…
Burdur’un bir başka yüzünü ise Gölhisar ilçesindeki Kibyra Antik Kenti’nde gördük.
“Hızlı Atların ve Gladyatörler Şehri” olarak bilinen Kibyra, yalnızca Burdur’un değil, Anadolu’nun en önemli antik yerleşimlerinden biri.
Özellikle Odeion içerisinde yer alan ve dünyada benzeri bulunmayan Medusa Mozaiği insanı hayran bırakıyor.

Renkli mermerlerden oluşturulan bu eşsiz eser, yaklaşık iki bin yıllık geçmişine rağmen neredeyse ilk günkü canlılığıyla günümüze ulaşmış durumda.
Açıkçası fotoğraflarını görmekle karşısında durmak arasında çok büyük fark var.
İnsanın aklına şu soru geliyor:
Böylesine önemli bir eser neden dünyada daha fazla bilinmiyor?
Bana göre Kibyra da, Medusa Mozaiği de yalnızca Burdur’un değil, Türkiye’nin dünyaya anlatması gereken değerlerden biri.
Binlerce kişilik stadyumu, anıtsal çeşmeleri, tiyatrosu ve görkemli yapılarıyla Kibyra, Burdur’un turizm potansiyelinin en güçlü değerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Program kapsamında Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ile de bir araya geldik.
Yerel yönetimlerin, basının ve toplumun ortak sorumlulukları üzerine yapılan sohbetlerde bir kez daha gördük ki şehirleri büyüten sadece yatırımlar değil.
Birlik duygusu, ortak akıl ve iletişim kültürü de en az yatırımlar kadar önemli.
Aslında Akdeniz Gazeteciler Federasyonu’nun varlık nedeni de biraz bu.
Çünkü federasyon; Antalya’dan Hatay’a, Alanya’dan Kahramanmaraş’a, Mersin’den Osmaniye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada görev yapan gazetecileri ortak bir meslek çatısı altında buluşturuyor.
Farklı şehirlerde yaşasak da aslında aynı sorunları konuşuyor, aynı mesleğin yükünü taşıyoruz.
Yerel basının yaşadığı ekonomik sıkıntıları, dijital dönüşümü, gazeteciliğin geleceğini ve bölgesel meseleleri aynı masa etrafında konuşabilmek başlı başına kıymetli.
Birbirimizi dinledikçe birbirimizi daha iyi anlıyoruz.
Şehirleri tanıdıkça da ülkemizi daha iyi tanıyoruz.

Bu vesileyle şunu da söylemek gerekir:
Bir programın başarılı olması sadece iyi planlanmasına bağlı değildir.
Misafirlerin kendisini evinde hissetmesine de bağlıdır.
Burdur’da bulunduğumuz süre boyunca bunu fazlasıyla hissettik.
Akdeniz Gazeteciler Federasyonu’nun bu önemli buluşmasına ev sahipliği yapan Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Basın İlan Kurumu Genel Kurul Üyesi ve AGF Genel Saymanı Kürşat Tuncel başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Çünkü bazen bir şehir kendini binalarıyla değil, insanlarıyla anlatır.
Burdur da bize tam olarak bunu anlattı.
Kalın sağlıcakla…
