Konuyu biraz daha somut bir noktaya taşıyalım. Biliyorsunuz, çoğu yurt dışına kayıtlı tam 33 bin troll hesabın olduğu açıklandı. CHP’nin İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat tarafından… Ve ayrıca da 3457 hesabın da FETÖ ile iltisaklı olduğunun altı çizildi… İnsanları aşağılamanın, itibarsızlaştırmanın, iftiraların kaynağı idi bu hesaplar. Siyasetin üzerine de bir kâbus gibi çöktü ve de facto olarak darbe işlevini yerine getirdi… "Son yıllarda farklı siyasi görüşlerden birçok siyasetçi, gazeteci ve kanaat önderi organize dijital linç kampanyalarının hedefi oldu. Bu kampanyalar yalnızca kişileri değil, demokratik tartışma ortamını da zedeledi."

Örneklerle sürdüreyim yazımı…

Meral Akşener’in başına gelenler, Muharrem İnce’nin yaşadıkları, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Hain” olarak damgalanması aynı süreçlerin izlerini taşıyor. Bir de bu koroya uymayan gazetecileri de itibarsızlaştırmalarına tanık olduk. Bir Yılmaz Özdil, bir Can Ataklı’nın yazdıklarına şahitlik ettik… Ben de bu yazılanları köşeme yazmıştım…

Bundan önceki yazımda şöyle bir saptamada bulunmuştum:

İstanbullunun tüm verileri bir şirkete verildi verileli ülkemiz bu algoritma savaşlarının merkezi haline geldi… Ciddi bir çalışma yapıldı ve sosyolojik bir ajanda devreye giriverdi… Aslında bu durum güvenlik meselesiydi ve o dönemin hay huyunda güme gitti… “Fikriyle hür, vicdanıyla hür,” diye bilinen bir kesime dijital faşizm uygun bulunuyordu…

Faşizm denildiğinde çoğu insanın aklına üniformalar, yürüyüşler, meydanlar ve diktatörler gelir. Oysa faşizm, her şeyden önce bir ruh hâlidir. Korkudan beslenir, öfkeden büyür ve insanın düşünme yetisini zayıflatarak güç kazanır…

Yirminci yüzyılın faşizmi meydanlarda doğmuştu… Yirmi birinci yüzyılın faşizmi ise ekranlarda büyüyor…

Unutmayın aynı anda 33 bin hesap bir tıkla insanlara hakaret yağdırıyor… Çoğu yurtdışında olan Fetöcüler; “HP’nin bölünmesinde katkımız oldu,”, “artık ana muhalefet olduk,”, “plan tıkır tıkır işliyor…” deniliyor ve bu laflara da itiraz edilmiyor… Burada demokrat olanlar ve demokrasiyi yaşam biçimi olarak görenlerin, durup biraz düşünmeleri gerekmez mi?

Aynı anda bir tuşa basıyorsun ve aynı anda yüz binlere varan bir linç kültürü devreye giriveriyor… Bu kolay bir iş midir? Bunların gazeteci olan trolcüler ne kadar gazetecidir…

Artık insanları tek bir meydana toplamak gerekmiyor. Herkesin cebindeki telefon, görünmez bir meydana dönüşmüş durumda. Milyonlarca insan aynı görüntüyü izliyor, aynı cümleyi okuyor, aynı öfkeye maruz kalıyor. Kalabalık fiziksel olarak bir araya gelmese bile psikolojik olarak aynı duygunun içinde birleşiyor…

Dijital platformlar da bu eğilimi çok iyi kullanır… Çünkü korkutan haber daha çok okunur… Kızdıran paylaşım daha çok yorum alır… Hakaret içeren içerik daha hızlı yayılır…

Böylece öfke, dijital linç kültürünün en değerli sermayesine dönüşür…

Sosyal medya şirketleri kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak ister. Bunun yolu ise insanın duygularını sürekli uyarmaktır. Duygular uyarıldıkça düşünme yavaşlar; düşünme yavaşladıkça refleksler hızlanır. İnsan artık bilgiye değil, duyguya tepki vermeye başlar…

İşte dijital faşizmin ilk basamağı budur… İkinci basamak ise kimliklerin sertleşmesidir… Sertleşen her kimliğin ise ağzı artık köpürmeye başlar…

İnsan artık bir fikri savunmaktan çok bir grubun üyesi olmaya başlar. O grubun lideri hata yapsa bile savunulur; karşı grubun en doğru sözü bile reddedilir. Çünkü mesele düşünce olmaktan çıkar, aidiyete dönüşür… Sanki bugünlerin özeti gibi değil mi?

İnsan kendi grubunu olduğundan daha ahlaklı, daha haklı ve daha doğru görme eğilimindedir. Karşı gruba ise aynı ölçüde olumsuz özellikler yükler. Böylece insanlar birbirlerini birey olarak değil, ait oldukları grubun temsilcisi olarak görmeye başlar… “Hain”, “Hırsız”, “Sarayın adamı” lafları havada uçuşur…

İşte bu noktada empati zayıflar… Empati zayıfladığında vicdan da sessizleşir… Artık insanların acıları bile kimliklerine göre değerlendirilmeye başlanır…

Oysa acının partisi olmaz…

Adaletin ideolojisi olmaz…

Vicdanın taraftarı olmaz…

Dijital çağın en büyük tehlikesi de budur…

İnsanlar birbirleriyle konuşmaktan çok birbirleri hakkında konuşmaktadır. Birbirlerini dinlemek yerine birbirlerini etiketlemektedir. Bir süre sonra gerçek insanlar ortadan kaybolur; geriye yalnızca etiketler kalır… "Hain...", "Vatansever...", "Yerli...", "Yabancı...", "Bizden...", "Onlardan..."

Etiketler çoğalmasına çoğalır lakin insan küçülür ve özne olma hassasiyetini kaybeder…

Çünkü her etiket, bir insanı anlamanın önüne çekilmiş görünmez bir duvardır…

Dijital faşizm tam da bu nedenle sessizce ilerler. Kimse bir sabah uyandığında "Bugün faşist olacağım." demez. Ama her gün biraz daha az dinler, biraz daha fazla öfkelenir, biraz daha hızlı yargılar ve biraz daha kolay dışlar… Digital diktatörlüğün dişlileri arasına girer ve farkına bile var(a)maz…

Sonunda ise farklı düşünen herkesi tehdit gibi görmeye başlar…

Oysa demokrasi, aynı düşünen insanların rejimi değildir. Demokrasi, birbirinden farklı insanların birlikte yaşayabilme iradesidir. Farklı sesleri susturmak kolaydır; zor olan onları dinleyebilmektir… Buradan tek tip bir elbise ürettiler… Tek tip bir insan tipi… Ve asla insan olamayan… Adına FAŞİZM deniliyor…

Belki de çağımızın en büyük cesareti, paylaşmadan önce düşünmek; öfkelenmeden önce anlamaya çalışmak; alkışlamadan önce sorgulamak ve en önemlisi, karşımızdakini yalnızca bir etiket olarak değil, bir insan olarak görebilmektir…

Çünkü dijital çağın en büyük mücadelesi teknolojiyle değil, insanın kendi zihniyledir… Kendi zihnini kullanmasını hiç istemez…

Eğer aklımızı algoritmalara, vicdanımızı öfkeye ve muhakememizi kalabalıklara teslim edersek, özgürlüğümüzü kaybettiğimizi fark ettiğimizde artık çok geç olabilir…

İnsanlık tarihi bize şunu öğretiyor: Hiçbir toplum bir günde karanlığa sürüklenmez. Karanlık, küçük tavizlerin, sorgulanmayan öfkelerin ve düşünmeden tekrarlanan sloganların birikmesiyle büyür… Yazının başında da belirttiğim gibi:

"Faşizm, yalnızca üniformalarla gelen bir rejim değildir. Bazen bir algoritmanın görünmez eliyle, bazen öfkeyle yazılmış tek bir cümleyle, bazen de düşünmeden paylaşılan bir etiketle büyür. İnsan küçüldükçe faşizm büyür. İnsan kaldıkça ise hiçbir algoritma son sözü söyleyemez."

Vesselam…