17 Şubat 1914’te kaybettiğim ağabeyim için geleneğimiz olan 40 bişisini yapmak üzere . 29 mart günü Yenikışla köyünde idim. Gelen misafirlerle açık havada sohbet ederken konu Yörük göçüne geldi. Çünkü oturduğumuz yerden bütün yaylaları görüyorduk.
Hangi yaylaya kaç günde varılır, yaylaya giderken nerelerde konaklanır. Bunları konuşuyorduk. Yaylaya göçülürken bir günde varma imkanı yoktu. Bazı yaylalara gitmek için 4 gece 5 gündüz gidildiği olurdu. Hayvanlar aç gidemeyeceği için akşamüzeri bir yerde konaklanır hayvanlar otlatılır ve orada yatılır, ertesi günü erkenden yola devam edilirdi. Biz bu durumu sohbet ederken İsmet Okulu abimiz söze girdi ve dedi ki;
“O konaklama esnasında kalınan yerden Yörük sabah ayrılırken mutlaka kaldığı çevreyi temizler öyle ayrılır. Çünkü aynı yerde mutlaka geriden gelen birisi daha kalır diye” diye sohbeti devam etti. Benim de hemen çağdaş günümüz geldi aklıma ve bu yazımı biraz kısa tutarak bu tatil dönüşünde sizleri de sıkmadan bu konuyu dile getireyim dedim.
Evet o gece yollarda konaklaya konaklaya yayla göçlerini yaşamış birisiyim. İsmet Okulu Abimin dediği doğrudur. Yörük ayrıldığı konaklama yerini tertemiz bırakır. Ama bu gün biz ne yapıyoruz?
Biz çağdaşlık edebiyatı yapıyoruz. Pikniğe gidiyoruz veya doğada geziyoruz, Yiyoruz içiyoruz. Yemek artıklarını ve erzak kaplarını (foşetler falan) doğaya bırakıyoruz. Çünkü o yöreye gelecek tek vatandaş canlı biziz gibi davranarak kaldığımız yeri olduğu gibi bırakıyoruz. Ama çağdaşlık 21 nci yüzyıl edebiyatına geldimi onu da çok iyi yapıyoruz.
Ben bu lafı kendim için demiyorum. Çünkü böyle bir durumda mutlaka oturduğum yeri temizler çöpleri arabama koyar ve bulduğum bir çöp bidonuna atarım. Bazen atmayı unuturum benim dül dülün içi çöplüğe döner. Ama olsun çevreyi kirletirsem bu çok kişiyi etkiler, benim arabanın içi sadece beni etkiler.
Atalarımızın davranışları sohbet edilince böyle bir konuyu kısada olsa dile getirmeye çalıştım.
Atalarımızın yolunda çevresine duyarlı bir toplum olmak dileğiyle.