“Butlanla atanmışlar. Demokrasiden, adaletten bahsediyorlar. Bu ne utanmazlık?”
Bu cümleyi okuyunca düşünüp durdum… Küçük bir yerel noktada böylesi bir öfkenin nasıl anlamı olabilir diye… Yazayım mı, yazmayayım mı? Tam da öyle bir şey…
Ama bazı şeyler vardır; susarsanız içinizde büyür. Söylerseniz belki birilerine ulaşır, belki de hiçbir şeyi değiştirmez. Yine de insanın söylemek gibi bir sorumluluğu vardır…
Geçenlerde bir partinin ilçe başkanı, 30 Ağustos kutlaması için uzun bir yazı yayımladı. “…demokrasi ve adalet…” vurgusu yaptı… Çünkü “Bu ne utanmazlık?” vurgusu ile söz konusu açıklama aşağı yukarı aynı günlerde gündeme geldi. Ben de okurken, “Herhalde bu iki dost birbirine laf çakıyor” diye düşündüm…
Bir kez daha düşündüm… Bu sözün içinde nasıl bir değer var? Sonra yorumlara baktım…
On üç kişi yorum yapmış. Biri hariç, yine küfür… Oysa aynı mahallenin insanları bu kişiler... Hani doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum dolmuyor derler ya… İşte öyle…
İkisi de bir dönem aynı partinin ilçe başkanlığını yapmış insanlar…
Peki, bu sözlerin Kumluca ölçeğinde ne faydası var? Kime nasıl bir fayda sağlıyor? Neyi çözüyor? Kumluca'nın hangi sorununa çare oluyor?
Köpürtüldükçe, paylaşıldıkça, üzerine yorumlar yapıldıkça yalnızca öfkeyi büyütüyor… Algı bilginin ve gerçeğin önüne geçiyor… İşte bunun için; Aklıma ister istemez şu geliyor: Günlerdir bir yanım “Yaz” diyor, diğer yanım “Yazma!”…
Yoksa bundan bir narsist haz mı üretiliyor? Yoksa “Keskin sirke küpüne zarar verir” türünden bir sadizm mi? Çünkü siyasetin dili, giderek siyaset yapmanın önüne geçiyor… Oysa bundan önceki yerel yönetim seçimlerinde de “paralel savrulmalar” yaşanmıştı…
Bugün başka yerde duranlar, dün başka yerde duruyordu. Dün birbirinin yanında duranlar, bugün birbirinin karşısında… Dün eleştirilenler bugün savunuluyor. Dün savunulanlar bugün yerden yere vuruluyor. Siyasetin doğasında değişim vardır elbette… Dün Antalya il başkanını eleştirenler bugün o sözler hiç söylenmemiş gibi aynı safta yer alabiliyorlar… Genel politika yapanlarla yerel politika yapanların tavırları daha da özenli olmalıdır. Genel politikanın içinde bir tuzukuruluk vardır… Yerel politika hiç de öyle değildir… Dikkat ve özen göstermek gerekiyor…
İnsanlar parti değiştirir. İttifaklar değişir. Düşünceler değişir. Bunların hepsi siyasetin içinde vardır…
Ama bir şey değişmemeli: İnsanın insana karşı ölçüsü…
Çünkü siyaset, dün söylediğin sözleri bugün unutmak değildir… Siyaset, dün yanında olan insanı bugün düşman ilan etmek de değildir… Hele aynı ilçede yaşayan, aynı sokaklarda karşılaşan, aynı düğünlere, aynı cenazelere giden insanları birbirine düşman etmek hiç değildir… Bir de işin başka bir tarafı var. O da hayli düşündünücü: Eski AKPlilerin konuşmalarını ekrana taşıyıp onların sözlerini, önerilerini savunmak sorun olmuyor da; aynı ilçenin, aynı siyasi yapının insanlarının birbirlerine “utanmaz” diye seslenmesi mi demokrasi oluyor?
Özgür Özel'in Bülent Arınç'la defalarca oturup partinin meselelerini konuşması, siyasetin farklı kesimleriyle konuşması batmıyor da; aynı ilçedeki insanın “adalet” ve “demokrasi” vurgusu mu batıyor?
Burada bir terslik yok mu? Elbette siyasette eleştiri olacaktır. Hatta sert eleştiri de olacaktır…
Ama hakaret başka şeydir, eleştiri başka… Eleştiri düşünceyi büyütür. Hakaret ise yalnızca hakaret yapanı küçültür…
Birincisinde siyaset vardır. İkincisinde öfke… Gazetemizde “Düşman Üretme Sanatı” adı altında yazdığım yazılara bakılabilir…
Ve öfke siyasetin yerini aldığında geriye lümpen bir dil kalır… Bu konuyu da bir yazı dizisi olarak gündeminize taşımıştım…
Lümpen bir dilin de ne demokrasiye ne adalete ne de bir ilçenin geleceğine katkısı olur… Kırıp dökmenin, incinmenin ya da incitmenin nasıl bir izahı olur…
Üstelik bugün birbirine ağır sözler söyleyen insanlar, yarın aynı ilçede yine karşılaşacak… Bir seçim bitecek. Başka bir seçim gelecek. Belediye başkanları değişecek. İlçe başkanları değişecek. Partiler değişecek… Kumluca kalacak…
İnsanlar yine aynı pazara gidecek. Aynı kahvede oturacak. Aynı cenazede yan yana duracak. Aynı düğünde karşılaşacak. Ve belki de yıllar sonra, bugün birbirlerine söyledikleri sözleri hatırlayacaklar. O yüzden insan bazen kendisine şu soruyu sormalı: “Ben bugün ne söylüyorum ve yarın bu insanın yüzüne nasıl bakacağım?”
Bence siyasetin en büyük terbiyesi biraz da budur. İnsanın kendi sözünün yarınını düşünebilmesi…
Bu nedenle ilçe başkanlığı devir tesliminde ortaya konulan olumlu, insani ve duyarlı tavrı da özellikle anmak isterim. Emre Güzelyürek'e buradan dostça bir alkış gönderiyorum… Açılış konuşmasında da sık sık sevginin ve saygının dilini kullanan Güzelyürekten güzel mesajlar geldi… Kumluca adının sık sık geçtiği konuşmasında şunları vurguladı…
“Aynı zamanda Kumluca’mız bir kentin, tarihidir,
kültürüdür, sanatıdır, denizidir, doğasıdır, gençleridir, çocuklarının geleceğidir.
Biz bütün bunları konuşacağız. Konuşulmayanı konuşacağız. Görülmeyeni görünür kılacağız. Duyulmayanın sesini duyuracağız. Kumluca'nın yalnızca bugününü değil,
yarınını da konuşacağız. Daha yaşanabilir bir Kumluca için… Daha adil bir Kumluca için… Çiftçisinin emeğinin karşılığını aldığı, esnafının korunup kollandığı, gençlerinin geleceğini başka şehirlerde aramak zorunda kalmadığı, kadınlarının daha güçlü olduğu, çocuklarının umutla büyüdüğü bir Kumluca için bıkmadan, usanmadan çalışacağız…” konuşmasını şu sözlerle bitirdi:
“Kumluca'nın dünyaya gönderdiği ürünler kadar,
Kumluca'nın dünyaya söyleyecek sözü de olduğunu anlatacağız. Öyle bir Kumluca hayal ediyoruz ki; Örnek bir tarım kenti olsun… Örnek bir turizm kenti olsun… Örnek bir kültür ve sanat kenti olsun… Ve bütün bunları yaparken kendi toprağını, kendi suyunu, kendi denizini, kendi insanını korusun…”
Emre Güzelyürek bir tabela mı astı yoksa yeni bir içerik mi ortaya koydu… Yaşayıp göreceğiz… Çünkü siyasette bazen bir makamı devralmak kadar, o makamı devrederken gösterdiğiniz tavır da önemlidir… Olgunluk biraz da budur. Siyasetçinin büyüklüğü, karşısındakini ne kadar küçültebildiğiyle ölçülmez… Emre kardeş burada sorumlu, hassas ve sevgi dolu anlayış göstermiştir...
Tam tersine… Kendisine karşı olan insanı bile ‘insan’ olarak görebilmesiyle ölçülür. Kumluca'nın yarınlarında daha çok seçim olacak. Yerel seçimler olacak. Genel seçimler olacak. Bugün aynı safta duranlar yarın başka saflarda olabilir. Bugün karşı karşıya olanlar yarın aynı masaya oturabilir…
Hayat böyle… Siyaset de…
O halde bu kadar sivri bir dilin, bu kadar kırıcı bir üslubun ne gereği var?
Birileri çıkıp da, “Sizler ne yapıyorsunuz?” demeli…
“Sabah bir gün birbirinizin yüzüne bakacaksınız…” demeli.
Çünkü kötü sözün kime ne faydası var? Kime? Kumluca'ya mı? Partinize mi? Demokrasiye mi? Adalete mi?
Hiçbirine… Siyasetin de bir ahlakı vardır… Siyasi dilin de bir değeri…
Ve o değer, en çok da insanın kendisine yakışanı söylemesiyle ortaya çıkar…
Olgunluk yoksa siyaset, yalnızca bağırmaktan ibaret kalır…
Ölçü yoksa demokrasi, slogan olur.
Empati yoksa adalet, yalnızca başkasına karşı kullanılan bir kelimeye dönüşür…
Sonra da birbirimize bakıp, “Bu ne utanmazlık?” diye sorarız…
“Biz ne zaman bu kadar utanmaz bir dilin içine düştük?” diye de sordukça sorarız…
Benim derdim kimsenin tarafını tutmak değil… Sadece bir hassasiyeti dillendirmek…
Benim derdim Kumluca'nın dili. Kumluca'nın hafızası. Kumluca'nın yarını. Çünkü siyasetçiler gelip geçer… Partiler gelir, gider. Makamlar el değiştirir. Ama geriye bir ilçenin insanları kalır…
Ve o insanların birbirlerinin yüzüne bakabilmesi gerekir… Bence asıl mesele budur…
Vesselam…