Orman yangınları yalnızca ağaçları yakmaz. İnsanların vicdanında da uzun yıllar kapanmayacak izler bırakır. Bir çam ağacının gövdesinde yükselen alevler, aslında hepimizin ortak hafızasını da yakar. Çünkü orman dediğimiz şey sadece ağaç değildir; kuşun yuvasıdır, böceğin evidir, toprağın nefesidir, insanın geleceğidir. İçtiği su, soluduğu havadır…

Bazen bir ağacın büyümesi elli yıl sürer; onu küle çevirmek ise birkaç dakika...

Bugün hâlâ ülkemizin farklı bölgelerinde çıkan yangın haberlerini duyduğumda, iki yıl önce yaşadığımız büyük felaketler gözümün önüne gelir. Elbette Manavgat Yangınından söz ediyorum… Kuraklığın ağır gölgesi altında geçen o yaz mevsiminde, binlerce hektar orman kül olmuştu… Tam da O dehşet yangınların yıldönümündeki günlerde başladı Kumluca’nın Belen ve Yazır köylerindeki yangınlar… Yüreğimizi ağzımıza getirdi... Neyse ki kısa sürede kontrol altına alınabildi, daha büyük bir felaket böylelikle önlendi. Köylülerin ortak dayanışması itfaiyecilerin örnek çalışkanlığı güne damga vurdu… Yine de geriye kullanılamaz hâle gelen evler ve yanan umutlar kaldı…

Doğayı anlamaya çalışan herkes bilir ki, orman yalnızca bugünün değil, yarının da mirasıdır. Bu yüzden yangın mevsimlerinde yapılan her uyarının, alınan her tedbirin ve gösterilen her hassasiyetin ayrı bir değeri vardır…

İşte tam da burada empati devreye giriyor…

Empati, sadece bir başkasının acısını anlamak değildir; kendi davranışının toplum üzerinde nasıl bir etki bırakacağını da düşünebilmektir. Canlı ile insan olarak kalmanın garip bir dengesidir… Özellikle kamuoyunun önünde bulunan insanlar için bu sorumluluk daha da büyüktür. Çünkü insanlar sadece söylenenleri değil, yapılanları da örnek alırlar…

Bir taraftan "Ateş yakmayın, mangal yapmayın." çağrıları yapılırken, diğer taraftan bu çağrıların tam tersini çağrıştıracak görüntüler verilmesi, toplumda güven duygusunu zedeler. Oysa liderlik, önce söz ile davranış arasındaki uyumu koruyabilmektir…

Empati biraz da şunu sorabilmektir: "Benim yaptığım bu davranış, yangında evini kaybeden bir aileye ne hissettirir? Günlerdir alevlerle mücadele eden bir ormancı bunu görünce ne düşünür? Bir fidanı yaşatmak için yıllarını veren insanların emeğine karşı nasıl bir mesaj verir?"

Bu soruların cevabını düşünebilen insan, zaten çoğu zaman yanlış davranışı yapmaz… yapamaz, o acıyı en samimi şekilde içinde taşır…

Toplumlar büyük felaketlerden yalnızca teknik tedbirlerle değil, ortak vicdanlarını güçlendirerek de çıkarlar. Kanunlar insanı zorlayabilir; ama vicdan insanı yönlendirir. Empati ise vicdanın en görünür hâlidir… Mangalda Yanan Vicdan başlıklı yazımı isteyen bulabilir…

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yeni sloganlar değil, daha fazla empati... Empati yapabilmek için de en lazım olan şey de VİCDAN…

Çünkü bir ağacın yanışını gerçekten hisseden insan, elindeki kibriti iki kez düşünerek yakar. Bir yöneticinin de önce bunu hissetmesi gerekir. Makamlar gelip geçicidir; fakat topluma bırakılan örnekler uzun yıllar yaşamaya devam eder…

Ormanlar bize dedelerimizden kalan bir miras değildir. Çocuklarımızdan ödünç aldığımız gelecektir. O geleceği koruyabilmek ise ancak empatiyi, sorumluluğu ve örnek olmayı hayatın merkezine koymakla mümkündür…

Umarım anlatabilmişimdir…

Vesselam…