İnsan bazen bir insanı anlatırken aslında bir dönemi anlatır. Bazen de bir insanın hikâyesinde binlerce insanın ortak kaderini görür. Kardeşim Hasan da benim için böyledir…
Çocukluk, gençlik çekip gitmiştir… Lakin içindeki çocuk her zaman büyür ve yerelden evrensele akan bir nehire dönüşür…
Uzun yıllardır Almanya'da yaşar. Gurbetin sert ikliminde ekmeğini kazanırken memleketini yüreğinin bir köşesinde taşımayı hiç bırakmadı. Arada bir gelir Türkiye'ye. O geldiğinde yalnızca bir gurbetçi dönmüş olmaz; çocukluğunun izlerini, Ankara'nın sokaklarını, taşranın kokusunu ve insan sıcaklığını da beraberinde getirir… Angaranın Bebesi oluverir…
Hasan'ın en belirgin özelliği çalışkanlığıdır. Elinin değmediği iş, çözüm bulamadığı sorun yok gibidir. İnşaatın her aşamasında bilgi sahibidir. Elektrikten su tesisatına, çatıdan yer döşemesine, bahçe düzenlemesinden estetik ayrıntılara kadar her işe emek verir. Fakat onu değerli kılan yalnızca ürettikleri değildir. Asıl önemli olan, yaptığı her işe insanlığından bir parça katabilmesi, empati üreterek kendinin işini yapıyormuş gibi tutum ve davranış geliştirmesidir…
Hayat ona çok şey öğretmiştir. Taşranın dar sokaklarında büyümüş, insanların hem iyiliğine hem de zaaflarına tanıklık etmiştir. Dedikodunun, çıkar hesaplarının, küçük menfaatlerin insanı nasıl küçültebildiğini bilir. Belki bizler okumuş, mürekkep yalamış gibi gözükürüz lakin taşra insanın o küçücük dünyası kendi çıkarları için nasıl da takla attıklarını görür ve bir dilim ekmeğe ‘tamam’ deriz…Belki de bu yüzden bazı olaylar karşısında içinden "eyvah" dediği çok olmuştur. Ama o, gördüğü eksiklikler nedeniyle insanlardan vazgeçmemiştir… Vazgeçememiştir lakin anlamını aradığı Huzur cephesinin huzur takipçileri var mıdır? Huzura ve samimiyete ve dürüst olmaya yönelik olarak bir çabaları var mıdır?
İnsan yaş aldıkça daha seçici olur. Kırgınlıklarını çoğaltır, kapılarını kapatır. Hasan ise bunun tersini yapmaya çalışıyor. İnsanların çelişkilerini görüyor ama yine de iyilik elini uzatıyor. Çünkü onun için insan olmak, kusursuz olmak değil; kusurlara rağmen iyilikten vazgeçmemek gibi bir anlayışı ve hassasiyeti bulunur…
Bana göre Hasan'ın hikâyesi gurbetin hikâyesinden daha fazlasıdır. O, yaşadığı çağın bütün sertliklerine rağmen insan kalmaya çalışanların hikâyesidir. Bugün dünyada en zor işlerden biri İyi Kalabilmektir. Çünkü kötülük, çıkar ve bencillik çoğu zaman daha kolaydır. İyilik ise emek ister, sabır ister, vicdan ister…
Kardeşim Hasan'ın bana düşündürdüğü şey tam da budur: İnsan, hayatın bütün yorgunluklarına rağmen içindeki merhameti koruyabiliyorsa gerçekten yaşamış sayılır…
Yaşadığım bu yakanın tüm insanları birbirine küs, aile içi bağları güçlü çok az aile gördüm… Acaba kaç insan kardeşini anlatmayı düşünüyordur…
Vesselam…