Alim Güzelyürek'in bahçesindeyim...

Bahçelerde insanın gözü bazen en gösterişli ağaca değil, hiç ummadığı bir ota takılır. O gün de öyle oldu. Bir köşede, sessiz sedasız büyüyen bir bitki beni kendine çağırıyordu.

"Şunu Suriyeliler dikti," dedi Alim Bey gülümseyerek. "Baş edemedim, her yere yayıldı."

Eğilip dikkatlice baktım. Dallarında yüzlerce ince kapsül vardı. Kapsülleri usulca elime alınca kahverengiye çalan küçücük tohumlar avucuma döküldü. Bir kısmı toprağa karıştı, bir kısmı avuç çizgilerime gizlendi. O an, sanki yalnız ellerim değil, düşüncelerim de tohumlandı. İnsan bazen bir kitabın sayfaları arasında değil, küçücük bir tohumun içinde uzun bir yolculuğa çıkar.

Bitkinin tazesiyle ilk kez karşılaşıyordum…

Birden zihnimde yıllar öncesinden bir kapı açıldı... Ayvalık tarafında yine bir bitki fotoğrafları çekiyorum. Bahçenin birinde bu bitkinin ekili olduğunu öğrendiğimde hemen o tarlanın içine daldığımı hatırlıyorum... Bir miktar toplayıp hemen yemeğini pişirdim. O an karar verdim Bu bitkiyi de OTLARIN BÜYÜSÜ isimli kitaba almaya...

"Molohiya..."

Bizim çocukluğumuzda kimi "Muhliye" derdi, kimi "Mühliye"... Arap mutfağının vazgeçilmezlerinden olan bu mütevazı bitki, nice sofraya bereket olmuştu. Bilim dünyasının Corchorus olitorius adını verdiği bu bitki, halk arasında Yahudi ebegümeci, jüt otu ya da molohiya olarak da bilinir. Türkiye'de özellikle Adana çevresinde ve Ege'nin bazı yörelerinde tanınır; Ortadoğu'da ise adeta kültürel bir mirastır…

Demek ki Alim Bey'in bahçesine yalnızca bir bitki gelmemişti…

Sınırlar aşılmış, tohumlar yolculuk etmişti…

İnsanlar göç ederken yanlarına çoğu zaman yalnızca eşyalarını değil; alışkanlıklarını, yemeklerini, kokularını ve umutlarını da alırlar. Bir avuç tohum, bazen bir bavul dolusu hatıradan daha kıymetlidir. Çünkü insan, gittiği yere önce toprağını taşır. Sonra o toprak, yeni bir yurdun toprağıyla konuşmaya başlar.

Molohiya da böyle bir yolcu... Sessiz, gösterişsiz ama inatçı…

Toprağı sevince kök salıyor, kök salınca da bulunduğu yere ait oluveriyor…

Bugün bilim insanları, molohiyanın vitaminler, mineraller, lif ve antioksidan bileşikler bakımından oldukça zengin olduğunu; bağışıklık sistemini desteklediğini, sindirime yardımcı olduğunu ve hücreleri oksidatif strese karşı koruyan doğal bileşenler içerdiğini ortaya koyuyor. Modern bilim, halkın yüzyıllardır bildiği bir gerçeği yeniden doğrulamış oluyor: Doğa, çoğu zaman ilacını sessizce üretmeye devam ediyor…

Biz ise çoğu zaman yabani ot diye yanından geçiyoruz… Belki de hayatın en büyük yanılgılarından biri budur. Bir bitkiye yalnızca ot gözüyle bakmak...

Oysa her bitkinin bir hikâyesi vardır. Kimisi savaşlardan kaçmıştır, kimisi kervanlarla yol almıştır, kimisi kuşların kanadına tutunmuş, kimisi de insanların avuçlarında kıtaları aşmıştır. Her tohum, toprağa düşmeden önce bir yolculuk yaşar…

Alim Güzelyürek'in bahçesinde avucuma dökülen o kahverengi tohumlar bana bunu yeniden hatırlattı…

Doğanın hafızası vardır… İnsan unutur; tohum unutmaz.

Belki de bu yüzden bir bahçede dolaşırken yalnız bitkileri değil, onların taşıdığı medeniyetleri de görmeye çalışmalıyız. Çünkü bazen küçücük bir molohiya tohumu, bize koca bir coğrafyanın hikâyesini anlatır…

Vesselam…